İstinaf ve Temyiz: Karara İtiraz Yolları, Süreler ve İşleyiş
Karar çıktıktan sonra ne olduğunu belirleyen kurallar. Gerekçeli kararın önemi, istinaf ve temyiz süreleri, kesin kararlar, parasal sınırlar, icra hukuk mahkemesi kararları, icraya etkisi ve olağanüstü yollar.
İlk derece mahkemesinin kararı dosyanın sonu değildir. Türk hukukunda kararlara karşı iki aşamalı bir kanun yolu sistemi vardır: istinaf ve temyiz. Aşağıda hangi karara karşı hangi yola gidileceği, süreler ve sürecin nasıl işlediği anlatılmaktadır.
Kısa karar ve gerekçeli karar
Duruşma sonunda hâkim hüküm sonucunu tutanağa geçirerek okur. Buna kısa karar ya da hüküm fıkrası denir. Kısa kararda yalnızca sonuç açıklanır; davanın kabul mü ret mi edildiği, hükmedilen miktar, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti gibi kalemler yer alır.
Gerekçeli karar ise mahkemenin bu sonuca hangi delillerle ve hangi hukuki değerlendirmeyle ulaştığını açıklayan metindir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294. maddesi bu konuda bir süre öngörür:
Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir.
Uygulamada bu sürenin aşıldığı görülebilir; aşılması tek başına kararı sakatlamaz ancak dosyanın gecikmesine yol açar. Kanun'un 298. maddesi, gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağını ayrıca belirtir.
Bu ayrım süre bakımından belirleyicidir. Kanun yoluna başvuru süresi, kural olarak gerekçeli kararın usulüne uygun biçimde tebliğinden itibaren işlemeye başlar. Kısa kararın duruşmada okunması tek başına süreyi başlatmaz. Dolayısıyla duruşmadan çıkıldıktan sonra beklenmesi gereken şey gerekçeli kararın tebliğidir.
İstinaf nedir
İstinaf, ilk derece mahkemesi kararının bölge adliye mahkemesi tarafından yeniden incelenmesidir. Bölge adliye mahkemeleri kamuoyunda istinaf mahkemesi olarak da anılır.
İstinaf incelemesi yalnızca hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı değildir. Bölge adliye mahkemesi maddi vakıaları da inceleyebilir, gerektiğinde duruşma açabilir, eksik kalan tahkikatı tamamlayabilir ve kendisi yeniden esas hakkında karar verebilir. Bu yönüyle istinaf, temyizden farklı ve daha geniş bir denetimdir.
İlk derece mahkemelerinin nihai kararlarına karşı istinaf yoluna gidilebilir. Ayrıca ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları ile karşı tarafın yokluğunda verilen bu tür kararlara yapılan itiraz üzerine verilen kararlara karşı da istinaf yolu açıktır.
Hangi kararlar kesindir
Miktar veya değeri belirli bir parasal sınırı geçmeyen mal varlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir; bu kararlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz. Kanun metninde yazan tutar 3.000 Türk lirasıdır. Ancak bu rakam güncel sınır değildir: Kanun'un ek 1. maddesi uyarınca parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan tutarların yeniden değerleme oranında artırılmasıyla belirlenir ve bin Türk lirasını aşmayan kısımlar dikkate alınmaz. Bu nedenle uygulanacak sınır, ilgili takvim yılı için hesaplanan güncel tutardır ve başvurudan önce doğrulanmalıdır.
Sınırın belirlenmesinde iki ayrıntı önemlidir. Alacağın yalnızca bir kısmı dava edilmişse kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamı dava edilmişse, kararda asli talebinin kabul edilmeyen bölümü sınırı geçmeyen taraf istinaf yoluna başvuramaz.
Önemli bir istisna vardır: manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir. Ayrıca kesinlik kuralı, kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar yönünden Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilmiştir.
Parasal sınırın hangi tarihe göre belirleneceği uzun süre tartışılmıştır. 7550 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle bu tartışma giderilmiş ve istinaf, temyiz ile temyizde duruşma sınırlarının uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarın esas alınacağı hükme bağlanmıştır. Değişiklikten önce açılmış dosyalarda uygulamanın nasıl şekilleneceği somut olaya göre değerlendirilmelidir.
İstinaf süresi ve başvuru usulü
Genel kural 2 haftadır. Bu süre, ilamın usulüne uygun biçimde taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar. Özel kanunlarda farklı süreler öngörülebileceği için dosyanın türüne göre sürenin ayrıca kontrol edilmesi gerekir.
İstinaf dilekçesi, kararı veren mahkemeye verilebileceği gibi başka bir yer mahkemesine de verilebilir. İkinci durumda dilekçe, kayda alındıktan sonra kararı veren mahkemeye gönderilir.
Dilekçede bulunması gereken hususlar kanunda sayılmıştır.
- Başvuran ile karşı tarafın davadaki sıfatları, kimlik bilgileri ve adresleri
- Varsa kanuni temsilci ve vekillerin bilgileri
- Kararın hangi mahkemeden verildiği, tarihi ve sayısı
- Kararın başvurana tebliğ edildiği tarih
- Kararın özeti
- Başvuru sebepleri ve gerekçesi
- Talep sonucu ve imza
Başvuru sebeplerinin somut biçimde yazılması önemlidir. Kanun'un 355. maddesi incelemenin kapsamını çizer:
İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.
Harç ve giderler bakımından kural katıdır. Başvuru sırasında gerekli harçlar ve tebliğ giderleri dâhil tüm giderler ödenir. Hiç ödenmediği veya eksik ödendiği sonradan anlaşılırsa mahkeme 1 haftalık kesin süre verir; bu süre içinde tamamlanmazsa başvurunun yapılmamış sayılmasına karar verilir. Dilekçenin süresi geçtikten sonra verilmesi ya da kesin bir karara ilişkin olması hâlinde ise mahkeme dilekçenin reddine karar verir. Bu ret kararına karşı, tebliğinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir.
Karşı taraf, istinaf dilekçesinin tebliğinden itibaren 2 hafta içinde cevap verebilir. Cevap dilekçesiyle birlikte katılma yoluyla istinaf yoluna başvurmak da mümkündür. Böylece başvuru hakkı bulunmayan ya da süresini geçirmiş taraf da inceleme talep edebilir. Ancak asıl başvuran feragat eder veya talebi esasa girilmeden reddedilirse katılma yoluyla yapılan başvuru da reddedilir.
İstinaf sebepleri ne olabilir
Başvuru dilekçesinde ileri sürülecek sebepler genellikle şu başlıklarda toplanır.
- Maddi vakıaların hatalı değerlendirilmesi: Delillerin eksik toplanması, bir tanığın dinlenmemesi, sunulan belgenin gözden kaçırılması gibi durumlar.
- Hukuk kurallarının yanlış uygulanması: Olaya uygulanacak kanun hükmünün hatalı seçilmesi ya da yorumlanması.
- Usul hükümlerine aykırılık: Hukuki dinlenilme hakkının ihlali, süre verilmeden karar verilmesi, bilirkişi raporuna itiraz hakkının kullandırılmaması gibi.
- Görev ve yetkiye ilişkin sakatlıklar.
- Hesaplama ve faiz uygulamasındaki hatalar, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin yanlış belirlenmesi.
Gerekçeli kararın tebliğinden sonra bu başlıkların dosya özelinde tek tek gözden geçirilmesi gerekir. Dilekçede yer verilmeyen bir sebep, kamu düzenine ilişkin olmadıkça sonradan ileri sürülemeyebilir.
Kanun yolunda yeni delil ve yeni vakıa
Kanun'un 357. maddesi bölge adliye mahkemesinde yapılamayacak işlemleri sayar. Buna göre karşı dava açılamaz, davaya müdahale talebinde bulunulamaz, dava ıslah edilemez ve ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz.
Bu kuralın sınırlı bir istisnası vardır: ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen ya da mücbir bir sebeple gösterilmesine olanak bulunmayan deliller bölge adliye mahkemesince incelenebilir.
Temyizde durum daha katıdır. Yargıtay maddi vakıa incelemesi yapmadığı için yeni delil sunulması söz konusu olmaz. Bu nedenle delillerin ilk derece yargılamasında ve süresinde sunulması belirleyicidir; dilekçeler aşamasında yapılan tercihlerin sonradan geri alınması güçtür.
Bölge adliye mahkemesi nasıl karar verir
İnceleme iki aşamalıdır. Ön incelemede dosyanın başka bir daireye ait olup olmadığı, kararın kesin olup olmadığı, başvurunun süresinde yapılıp yapılmadığı, başvuru şartlarının yerine getirilip getirilmediği ve başvuru sebeplerinin gösterilip gösterilmediği denetlenir. Eksiklik varsa esasa girilmeden gerekli karar verilir.
Esas incelemesinde verilebilecek kararlar başlıca şunlardır.
- Başvurunun esastan reddi: İlk derece mahkemesi kararı usul ve esas bakımından hukuka uygun görülürse başvuru reddedilir.
- Kaldırma ve gönderme: Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması, görev ve yetki kurallarına aykırılık, diğer dava şartlarına aykırılık ile uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması yahut talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması hâllerinde karar kaldırılır ve dosya gönderilir. Bu karar duruşma yapılmaksızın ve kesin olarak verilir.
- Düzelterek yeniden esas hakkında karar: Yargılamada eksiklik bulunmamakla birlikte kanunun olaya uygulanmasında hata edilmişse ya da gerekçede hata varsa, yeniden yargılamaya gerek olmaksızın karar düzeltilerek yeni hüküm kurulur.
- Eksikliğin tamamlanmasından sonra karar: Eksiklik duruşma yapılmaksızın giderilebilecek nitelikteyse tamamlanır ve başvurunun esastan reddine ya da yeniden esas hakkında karara gidilir.
Bu hâller dışında inceleme duruşmalı yapılır ve duruşma günü taraflara tebliğ edilir. Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi, başvuruyu esastan reddetmek veya ilk derece hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir.
Temyiz: hangi kararlar Yargıtay'a gider
Bölge adliye mahkemesinin her kararı temyiz edilemez. Kanun'un 362. maddesi temyiz edilemeyecek kararları sayar.
Bir yandan parasal bir sınır vardır: miktar veya değeri kanunda gösterilen tutarı geçmeyen davalara ilişkin kararlar temyiz edilemez. Bu sınır da her yıl yeniden değerleme oranında güncellenir ve istinaf sınırından oldukça yüksektir. Söz konusu bendin kapsamı Anayasa Mahkemesi kararlarıyla daraltılmıştır; kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar ile istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hâli yönünden iptal kararları verilmiştir.
Öte yandan miktara bakılmaksızın temyize kapalı tutulan karar türleri vardır.
- Yargı çevresi içindeki ilk derece mahkemelerinin görev ve yetkisi hakkında verilen kararlar ile yargı yeri belirlenmesine ilişkin kararlar
- Çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar
- Soybağına ilişkin sonuç doğuranlar hariç olmak üzere nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin kararlar
- Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar
- Davanın nakline ilişkin kararlar
- Kanun'un 4. maddesinde gösterilen ve özel kanunlarda sulh hukuk mahkemesinin görevine girdiği belirtilen davalarla ilgili kararlar; kira ilişkisinden doğan ve parasal olarak temyiz edilebilen alacak davaları ile Kat Mülkiyeti Kanunu'ndan doğup taşınmazın aynına ilişkin davalar bu kapsamın dışındadır
Temyiz, istinaftan farklı olarak bir hukukilik denetimidir. Yargıtay maddi vakıayı yeniden incelemez, tanık dinlemez, keşif yapmaz. Kararın hukuk kurallarına uygun uygulanıp uygulanmadığını denetler ve tarafların ileri sürdüğü sebeplerle bağlı olmaksızın kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir.
Temyiz süresi ve sonrası
Temyiz süresi 2 haftadır ve bölge adliye mahkemesi kararının tebliğinden itibaren işler. Temyiz dilekçesi, kararı veren bölge adliye mahkemesine verilir. Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla temyiz yoluna başvurabilir.
İnceleme kural olarak dosya üzerinden yapılır. Kanun'da sayılan dava türleri ile miktar veya değeri belirli bir tutarı aşan alacak ve ayın davalarında taraflardan biri duruşma talep etmişse Yargıtay duruşma günü belirler; tebliğ tarihi ile duruşma günü arasında en az 2 hafta bulunması gerekir.
Yargıtay incelemesi üç sonuçtan biriyle biter: onama, bozma ya da düzelterek onama.
Bozmadan sonra dosya nereye gideceği bakımından ikiye ayrılır. Bozma, bölge adliye mahkemesinin başvuruyu esastan reddi kararına ilişkinse bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılır ve dosya ilk derece mahkemesine gönderilir. Bölge adliye mahkemesinin düzelterek veya yeniden esas hakkında verdiği karar bozulmuşsa dosya bölge adliye mahkemesine gider.
Mahkeme bozmaya uyabilir ya da önceki kararında direnebilir. Uyma hâlinde bozma doğrultusunda yeniden yargılama yapılır ve verilen karar yeniden temyiz edilebilir. Direnme hâlinde inceleme, kararına direnilen dairece yapılır; daire direnmeyi yerinde görürse kararını düzeltir, görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na gönderir. Genel Kurulun verdiği karara uymak zorunludur.
İcra hukuk mahkemesi kararlarında kanun yolu
İcra mahkemesi kararları bakımından özel bir düzen geçerlidir ve bu düzen sık yanlış bilinir. İstinaf başvuru süresi burada da 2 haftadır ve tebliğ tarihinden işler; süre daha kısa değildir.
Fark, sürede değil kapsamdadır. İcra ve İflas Kanunu'nun 363. maddesi, icra mahkemesinin belirli kararlarını istinaf denetiminin tamamen dışında bırakır. Kıymet takdirine ilişkin şikâyet, ihaleye katılabilmek için yatırılacak teminat, satışın durdurulması, satış ilanının iptali, süresinde satış istenmemesi nedeniyle satışın düşürülmesi ve icranın geri bırakılmasına ilişkin kararlar bunlar arasındadır. Ayrıca istinaf yoluna başvurulabilmesi için alacağın, hakkın veya malın değerinin kanunda gösterilen tutarı geçmesi gerekir; bu tutar da her yıl güncellenir.
Bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz yolu ise yalnızca kanunda gösterilen parasal sınırı aşan nihai kararlar bakımından ve yine 2 haftalık süre içinde açıktır. İstinaf ya da temyiz başvurusu, satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz.
Kanun yoluna başvurmanın icraya etkisi
Sık sorulan bir konu, kanun yoluna başvurulduğunda kararın icra edilip edilemeyeceğidir. Kural olarak istinaf ve temyiz başvurusu kararın icrasını durdurmaz; karşı taraf kesinleşmemiş ilamı icraya koyabilir.
Bu kuralın istisnaları vardır. Kanun'un 350. maddesinin ikinci fıkrası açıktır:
Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez. Ayrıca borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder ya da kanunda sayılan güvencelerden birini gösterirse, icra mahkemesinden icranın geri bırakılması kararı almak üzere kendisine süre verilir. Devlet ve adli yardımdan yararlanan kişiler için teminat gösterme zorunluluğu yoktur. Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez.
Adli tatilin sürelere etkisi
Adli tatile tabi dava ve işlerde, kanunun tayin ettiği bir sürenin son günü adli tatile rastlarsa süre, ayrıca karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren 1 hafta uzamış sayılır. Adli tatilin tarihleri, hangi dava ve işlerin tatilde de görüleceği ve uzamanın hangi hâllerde uygulanmayacağı, tebligat usulü ve süre hesabını konu alan yazıda ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Kesin karar ve olağanüstü yollar
Kanun yolları tükendiğinde karar kesinleşir. Bundan sonra sınırlı bazı olağanüstü yollar gündeme gelebilir.
Yargılamanın iadesi, kesin olarak verilen veya kesinleşmiş hükümlere karşı, kanunda sayılan ağır sakatlık hâllerinde başvurulabilen bir yoldur. Mahkemenin kanuna uygun teşekkül etmemesi, davaya bakması yasak hâkimin karar vermesi, karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmesi, tanığın yalan tanıklık yaptığının sabit olması, karara esas alınan bir hükmün kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkması, lehine karar verilen tarafın hileli davranışı ve yargılama sırasında elde edilemeyen bir belgenin sonradan ele geçirilmesi bu sebepler arasındadır.
Süre bakımından kural şudur: yargılamanın iadesi, sebebin öğrenildiği ya da kanunda gösterilen anın gerçekleştiği tarihten itibaren 3 ay ve her hâlde hükmün kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde istenebilir.
Kanun yararına temyiz, kesin olarak verilen ya da kanun yolu incelemesinden geçmeden kesinleşmiş kararlar bakımından Adalet Bakanlığı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından işletilir. Amaç hukukun doğru uygulanmasını sağlamaktır; taraflar arasındaki hükmü kural olarak etkilemez.
Temel hak ve özgürlüklerden birinin ihlal edildiği ileri sürülüyorsa, olağan kanun yolları tüketildikten sonra Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapılabilir. Başvuru süresi 30 gündür. Bu yol da tüketildikten sonra, koşulları varsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru gündeme gelebilir.
Kararın kesinleşmesi ve kesinleşme şerhi
Bazı işlemler için kararın kesinleşmiş olması aranır. Tapu sicilinde işlem yapılması, nüfus kaydının düzeltilmesi ve bazı idari başvurular buna örnektir. Kesinleşme, kanun yolu sürelerinin başvuru yapılmadan geçmesi ya da kanun yolu incelemesinin tamamlanmasıyla gerçekleşir.
Kesinleşen karar için mahkemeden kesinleşme şerhi istenir. Şerh, kararın altına ya da ayrı bir yazıyla eklenir ve hangi tarihte kesinleştiğini gösterir. Şerhin dayanağı dosyadaki tebligat parçalarıdır; bu nedenle her iki tarafa yapılan tebligatın tarihi doğru saptanmadan şerh verilmez. Kesinleşme şerhi alınmadan yapılan başvurular çoğu kez eksik kabul edilir.
Kesinleşme tarihinin doğru belirlenmesi yalnızca idari işlemler bakımından değil, ilamın icraya konulması ve ilama bağlı zamanaşımı süresinin hesaplanması bakımından da önem taşır.
Süreç ne kadar sürer
Kanun yolu incelemelerinin süresi dosyanın türüne, ilgili dairenin iş yüküne ve delil durumuna göre değişir. Bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay incelemeleri, ilk derece yargılamasına ek olarak uzun bir süreyi kapsayabilir. Bu nedenle kanun yoluna başvurmadan önce beklenen kazanç ile geçecek sürenin birlikte değerlendirilmesi yerinde olur. Bu değerlendirme her dosyada farklıdır ve genel bir kural konulamaz.
Sık yapılan hatalar
- Süreyi kısa kararın tefhiminden başlatmak. Süre kural olarak gerekçeli kararın tebliğiyle işler.
- Harç ve gideri eksik yatırmak. Verilen 1 haftalık kesin süre içinde tamamlanmazsa başvuru yapılmamış sayılır.
- Başvuru sebeplerini soyut biçimde yazmak. İnceleme, kamu düzenine aykırılık dışında dilekçede gösterilen sebeplerle sınırlıdır.
- İlk derecede sunulmayan delili istinafta sunmayı planlamak. Bu, ancak sınırlı istisnalar çerçevesinde mümkündür.
- Kararın kesin olup olmadığını kontrol etmeden dilekçe vermek. Parasal sınır her yıl güncellendiğinden, dava tarihindeki tutarın ayrıca doğrulanması gerekir.
- Kanun yoluna başvurmanın icrayı kendiliğinden durduracağını varsaymak. İcranın geri bırakılması ayrı bir talebi ve kural olarak teminatı gerektirir.
- Kesinleşme şerhi almadan tapu ya da nüfus işlemi için başvurmak.