Sigorta Şirketinin Rücu Hakkı: Hangi Hâllerde Sigortalıya Dönebilir
Halefiyet ile trafik sigortasında sigortalıya rücu arasındaki fark, genel şartlarda sayılan rücu sebepleri, illiyet bağı ve oran sınırı, rücunun muhatabının belirlenmesi ve icra takibiyle gelen rücu taleplerine karşı savunma.
Kazanın üzerinden aylar, bazen yıllar geçtikten sonra sigorta şirketinden bir ihtarname ya da doğrudan bir icra emri gelebilir. Şirket, zarar görene ödediği tazminatı geri istemektedir. Buna rücu denir. Rücu, sigortacının kendi sigortalısına yönelmesi biçiminde de olabilir, zarara sebep olan üçüncü kişiye yönelmesi biçiminde de. İki durumun hukuki dayanağı ve savunma imkânları farklıdır. Aşağıda ikisi ayrı ayrı ele alınmıştır.
Halefiyet: üçüncü kişiye rücu
Zarar sigortalarında sigortacı tazminatı ödediğinde sigortalının yerine geçer. Türk Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesinin birinci fıkrası bunu şöyle düzenler:
Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder.
Bu, kasko şirketinin kendi sigortalısına ödediği hasarı kusurlu karşı sürücüden istemesinin dayanağıdır. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir.
Halefiyetin kapsamı ödenen tutarla sınırlıdır. Sigortacı zararı kısmen tazmin etmişse, sigortalı kalan kısımdan dolayı sorumlulara karşı sahip olduğu başvurma hakkını korur. Bu nedenle kasko şirketi hasarın bir bölümünü ödemişse, sigortalı bakiye için karşı tarafa doğrudan gidebilir.
Halefiyette önemli bir sınır, sigortacının sigortalıdan fazla hakka sahip olamamasıdır. Sigortalının karşı tarafa karşı ileri sürebileceği bütün def'iler sigortacıya karşı da ileri sürülebilir. Kusur oranı, zamanaşımı, ibra ve takas gibi savunmalar bu kapsamdadır.
Sorumluluk sigortalarında da benzer bir hüküm vardır. Türk Ticaret Kanunu'nun 1481. maddesine göre sigortacı, sigorta tazminatını ödedikten sonra hukuken sigortalı yerine geçer; sigortalının sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak tazmin ettiği bedel tutarında sigortacıya ait olur. Sigortalı veya zarar gören, sigortacıya geçen hakları ihlal edici şekilde davranırsa sigortacıya karşı sorumlu olur. Bu nedenle, kasko ödemesi aldıktan sonra karşı tarafla yapılan bir feragat veya ibra anlaşması, sigortalıyı kendi şirketine karşı sorumlu kılabilir.
Kasko genel şartları bu konuda ayrıca bir sıralama getirir. Sigorta şirketi ödediği tutar için rücu talebini, sigorta limitleri dâhilinde öncelikle ilgili risk için teminat sunan sigorta şirketine yöneltir. İlgiliye karşı sahip olduğu rücu hakkını ise ilgili risk için sigorta teminatının bulunmadığı durumda kullanabilir. Uygulamada bu, kasko şirketinin önce karşı tarafın trafik sigortacısına gitmesi gerektiği anlamına gelir.
Hayat sigortalarında halefiyet uygulanmaz. Türk Ticaret Kanunu'nun 1491. maddesinin üçüncü fıkrası, 1472. madde hükmünün hayat sigortalarında uygulanmayacağını açıkça söyler. Ayrıca sigorta bedelini tahsil edenlerin, rizikonun gerçekleşmesine neden olan üçüncü kişiye karşı sahip olduğu tazminat alacağını sigorta şirketine temlik etmeleri geçersizdir.
Trafik sigortasında sigortalıya rücu: sayılan hâller
Uygulamada asıl tartışma, sigorta şirketinin kendi sigortalısına yönelmesinde çıkar. Zorunlu mali sorumluluk sigortası zarar görenin korunması için yapılmıştır; bu nedenle sigortacı, sözleşmeden doğan def'ileri zarar görene karşı ileri süremez. Genel Şartların B.4 maddesi bunu açıkça belirtir: sigorta sözleşmesinden veya sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hâller zarar görene karşı ileri sürülemez. Sigortacı zarar görene öder, sonra sigortalısına döner.
Aynı madde, ödemede bulunan sigortacının tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda kazaya sebebiyet veren sigortalıya rücu edebileceğini düzenler ve başlıca rücu sebeplerini sayar:
- Tazminatı gerektiren olayın, sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmesi.
- Olayın, aracın ilgili mevzuata göre gereken ehliyetnameye sahip olmayan, geçerliliğini yitirmiş sürücü sertifikasına sahip ya da ehliyetine geçici veya sürekli el konulmuş kimseler tarafından sevk edilmesi veya trafik kurallarının ağır kusur ile ihlali sonucunda meydana gelmesi.
- Aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce ya da aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar.
- Olayın, yolcu taşımaya ruhsatlı olmayan araçlarda yolcu taşınması, yetkili makamlarca tespit edilmiş istiap haddinden fazla yolcu veya yük taşınması ya da patlayıcı, parlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı bulunmayan araçlarda bu maddelerin parlama, tutuşma ve infilakı yüzünden meydana gelmesi.
- Sigortalının, rizikonun gerçekleşmesi hâlinde Genel Şartların B.1 maddesinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmemesinden dolayı zarar ve ziyan miktarında artış olması.
- Olayın aracın çalınması veya gasp edilmesi sonucunda olması hâlinde, çalınma veya gasp olayında sigortalının kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurlu olduğunun tespit edilmesi.
- Bedeni hasara neden olan trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin, tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma gibi zorunlu hâller hariç olmak üzere olay yerini terk etmesi ya da kaza tutanağı, alkol raporu gibi kazanın oluş koşullarına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması.
Aynı maddede sigortacıya bir yasak da getirilmiştir: sigortacı rücu sebeplerine dayanarak tazminat sürecini geciktiremez ve bu sebeplere dayalı bilgi ve belgeyi hak sahibinden talep edemez. Zarar gören üçüncü kişi, sigortalı ile sigortacı arasındaki bu tartışmanın tarafı değildir.
Rücunun ön şartı: geçerli ve ispatlanmış bir ödeme
Rücu, ödenen tutarın geri istenmesidir. Ödeme yapılmamışsa rücu hakkı doğmaz. Bu, savunmanın en somut ve çoğu kez en verimli halkasıdır.
Kendisine rücu talebi yöneltilen kişinin ilk soracağı üç soru şudur: ödeme gerçekten yapılmış mıdır, kime yapılmıştır ve ne kadar yapılmıştır. Şirketin ibraz edeceği dekont, ibraname ve hasar dosyası bu üç noktayı birlikte ortaya koymalıdır. Ödemenin gerçek zararı aşan bir kısmı varsa, aşan kısım için rücu istenemez; sigortacı ödemede serbest davranarak rücu edeceği tutarı kendiliğinden büyütemez.
İkinci sınır oran sınırıdır. Genel Şartların lafzı, sigortacının tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda rücu edebileceğini söyler. Yani rücu, ödenen tutarın tamamı için değil, rücu sebebinin zarara katkısı ölçüsünde kabul edilir. Kusur oranı ve katkı payı bu nedenle bilirkişi incelemesinin merkezinde yer alır.
Rücu davasında en çok tartışılan nokta: illiyet bağı
Rücu sebeplerinden birinin varlığı tek başına yeterli değildir. Sayılan sebep ile kazanın meydana gelmesi arasında uygun illiyet bağı, yani sebep sonuç ilişkisi bulunması gerekir.
Bu ölçüt savunmanın çekirdeğini oluşturur. Alkol iddiasına dayanan dosyalarda, alkolün kazanın oluşumunda etkili olup olmadığı araştırılır; sürücüde alkol tespit edilmiş olması, kaza tamamen karşı tarafın kusurundan doğmuşsa rücuyu tek başına haklı kılmaz. Bu bağın ispat yükü, hukuki değerlendirme ve yargısal uygulama çerçevesinde sigortacıya yüklenmektedir. Aynı yaklaşım ehliyetsizlik, olay yerini terk ve trafik kurallarının ağır kusurla ihlali iddiaları için de geçerlidir.
Alkol raporunun alınma usulü ayrıca incelenir. Ölçümün hangi cihazla, hangi saatte ve kaç kez yapıldığı, ölçüm ile kaza anı arasında geçen süre, kan örneğine dayalı bir rapor bulunup bulunmadığı sonucu etkileyebilir. Promil değerinin yönetmelikte belirlenen sınırın hemen üzerinde kaldığı dosyalarda bu ayrıntılar belirleyici hâle gelir.
Ehliyet iddialarında, sürücü belgesinin hiç bulunmaması ile araç sınıfına uygun olmaması ayrı ayrı değerlendirilir. Belgenin yanında taşınmaması ise ehliyetsizlik değildir. Belgesine geçici olarak el konulmuş bir sürücünün araç kullanması ile hiç belge almamış bir kişinin araç kullanması arasında da ağırlık farkı bulunur.
Olay yerini terk iddiasında, terk edişin zorunlu bir sebebe dayanıp dayanmadığı ve kaza tutanağı ile alkol raporunun düzenlenmesinin fiilen engellenip engellenmediği araştırılır. Yaralının hastaneye götürülmesi gibi hâller Genel Şartlarda zaten istisna tutulmuştur. Ayrıca bu bendin yalnızca bedeni hasara neden olan kazalar bakımından düzenlendiği gözden kaçırılmamalıdır.
Kime rücu edilir: sigortalı, işleten ve sürücü
Rücu talebi her zaman aracı kullanan kişiye yöneltilmez. Poliçenin tarafı sigorta ettiren ve sigortalıdır; zorunlu trafik sigortasında sigortalı, aracın işletenidir.
Sürücü ile işletenin aynı kişi olmadığı dosyalarda üç ayrı ilişki bulunur: sigortacı ile sigortalı arasındaki sözleşme ilişkisi, işleten ile sürücü arasındaki iç ilişki ve sigortacı ile sürücü arasındaki, doğrudan bir sözleşme bağına dayanmayan ilişki. Genel Şartların rücuya ilişkin hükmü, sigortalının yanı sıra eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin davranışlarını da rücu sebebi saydığından, işleten kendi çalıştırdığı sürücünün davranışı nedeniyle rücuyla karşılaşabilir. İşletenin ödediği tutarı sürücüye yansıtması ise ayrı bir talep konusudur ve genel hükümlere tabidir.
Aracın devredildiği hâllerde de karışıklık çıkar. Kaza tarihinde ruhsat kaydında görünen kişi ile fiilî işleten farklıysa, rücunun muhatabının kim olduğu bu ayrıma göre belirlenir. Kendisine rücu ihtarı gelen kişinin, kaza tarihinde araç üzerinde işleten sıfatının bulunup bulunmadığını baştan değerlendirmesi gerekir.
Rücu ile teminat dışılık aynı şey değildir
Uygulamada sık karıştırılan iki kavramdır. Teminat dışılık, riskin poliçe kapsamında hiç bulunmaması demektir; sigortacı zaten ödeme yapmaz. Rücu ise sigortacının ödeme yaptıktan sonra bu tutarı geri istemesidir.
Ayrım özellikle kasko ile zorunlu trafik sigortası karşılaştırıldığında belirginleşir. Alkollü araç kullanımı kasko poliçesinde teminat dışında kalan bir zarar olarak düzenlenmiştir; sigortalı kendi aracındaki hasarı alamaz. Kasko teminat dışı hâllerinin listesi ve bunlara karşı ileri sürülebilecek savunmalar, kasko hasarında eksik ödeme ve ret konulu yazıda ele alınmıştır. Aynı olay trafik sigortasında ise teminat dışılık değil, rücu sebebidir; sigortacı zarar gören üçüncü kişiye öder, sonra sigortalısına döner. Bu nedenle bir kaza sonrası kasko talebi reddedilmişken, trafik sigortacısının karşı tarafa ödeme yapıp sigortalıya rücu etmesi çelişki değildir.
Zorunlu sigortalarda bu ayrımın sebebi, üçüncü kişinin korunmasıdır. Sözleşmeye dayanan def'iler zarar görene karşı ileri sürülemez; tartışma sigortacı ile sigortalı arasında sonradan görülür.
Görevli ve yetkili mahkeme
Sigorta şirketinin açtığı rücu davaları kural olarak asliye ticaret mahkemesinde görülür. Sigortacılık işlerinden doğan davalar Türk Ticaret Kanunu bakımından ticari dava sayılır. Davalının tüketici sıfatı taşıdığı hâllerde görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğu yönünde değerlendirmeler de bulunmakta, bu husus dosyanın niteliğine göre tartışılmaktadır.
Yetki bakımından genel kural, davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Haksız fiile dayanan taleplerde fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yer mahkemesi de yetkilidir. Kasko genel şartları da sigortacı tarafından açılacak davalarda davalının ikametgâhının bulunduğu yerde ticaret davalarına bakmakla görevli mahkemeyi yetkili sayar.
Konusu bir miktar paranın ödenmesi olan ticari alacak ve tazminat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Rücu alacakları bu kapsamda değerlendirildiğinden, kendisine arabuluculuk davetiyesi gelen kişinin ilk toplantıya katılması ya da geçerli mazeret bildirmesi önem taşır.
Rücu talebinin süresi
Rücu alacağı da zamanaşımına tabidir ve süre kime yönelindiğine göre değişir. Trafik sigortası genel şartları, tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu haklarının, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak 2 yılda zamanaşımına uğrayacağını düzenler. Sigortacının kendi sigortalısına yönelttiği rücuda ise aralarında sözleşme ilişkisi bulunduğundan Türk Ticaret Kanunu'nun 1420. maddesindeki süreler gündeme gelir. Halefiyete dayanan üçüncü kişiye rücuda kural olarak sigortalının o kişiye karşı sahip olduğu talebin tabi olduğu süre uygulanır.
Bu sürelerin başlangıç anları, kesilmesi ve trafik kazalarında uzayan ceza zamanaşımıyla ilişkisi sigorta uyuşmazlıklarında zamanaşımı konulu yazıda ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Burada vurgulanması gereken tek nokta, zamanaşımı def'inin ileri sürülmedikçe dikkate alınmayacağıdır.
İcra takibiyle gelen rücu talepleri
Rücu alacakları çoğu zaman ilamsız icra takibiyle istenir. Bu durumda ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal süre içinde icra dairesine itiraz edilmesi gerekir. Süresinde yapılan itiraz takibi durdurur; şirket bunun üzerine itirazın iptali davası açmak zorunda kalır ve alacağın varlığını, kusuru ve illiyet bağını ispat yükü ona geçer.
İtiraz edilmezse takip kesinleşir ve alacağın esasına ilişkin savunmalar büyük ölçüde kaybedilir. Bu nedenle ödeme emrinin tebliğ tarihi ve itiraz süresi, dosyanın en kritik verisidir. İtirazın yalnızca borca değil; faize, faiz başlangıç tarihine ve yetkiye de yöneltilmesinin gerekip gerekmediği baştan değerlendirilmelidir, çünkü sonradan genişletilemeyen itiraz türleri vardır.
Rücu talebiyle karşılaşıldığında toplanacak belgeler
- Kaza tespit tutanağı, ifade tutanakları ve varsa görgü tespit tutanağı.
- Varsa ceza soruşturma veya kovuşturma dosyası ile bilirkişi raporu; kusur oranı çoğu kez buradan çıkar.
- Alkol raporu ve raporun alınma usulüne ilişkin belgeler.
- Sürücü belgesinin fotokopisi ve sınıfı.
- Kaza tarihinde geçerli poliçe, poliçe özel şartları ve prim ödeme belgeleri.
- Aracın kaza tarihindeki tescil kaydı ve varsa devir belgeleri; işleten sıfatının tespiti için gereklidir.
- Sigorta şirketinin zarar görene yaptığı ödemeye ilişkin dekont, ibraname ve hasar dosyası.
- İhtarname ile icra dosyasının tebligat evrakı; süre hesabı bunlar üzerinden yapılır.
Sık yapılan hatalar
- Ödeme emrine süresinde itiraz edilmemesi. Takip kesinleştikten sonra kusur, illiyet bağı ve ödeme miktarına ilişkin savunmalar büyük ölçüde kullanılamaz hâle gelir.
- Rücu sebebinin varlığının kabul edilip illiyet bağının hiç tartışılmaması. Alkol ya da ehliyetsizlik tespit edilmiş olması tek başına rücuyu haklı kılmaz.
- Şirketin gerçekten ödeme yapıp yapmadığının ve ödediği tutarın gerçek zararla örtüşüp örtüşmediğinin sorgulanmaması.
- Zamanaşımı def'inin ileri sürülmemesi. Def'i ileri sürülmedikçe kendiliğinden dikkate alınmaz.
- Kasko ödemesi alındıktan sonra karşı tarafla ibra veya feragat anlaşması yapılması. Bu, sigortacıya geçmiş hakları ihlal ettiği için sigortalıyı kendi şirketine karşı sorumlu kılabilir.
- Arabuluculuk davetiyesinin ciddiye alınmaması ve ilk toplantıya mazeretsiz katılınmaması.
- Kaza tarihinde işleten sıfatının kimde olduğunun kontrol edilmemesi; aracı fiilen devretmiş bir kişi, yalnızca tescil kaydında göründüğü için rücu muhatabı sayılmayabilir.