İçeriğe geç
+90 216 565 64 64
Bahadır & Sarıgil Hukuk Ofisi
Ön Görüşme Talep Edin
23 Eylül 2022 · Sigorta Hukuku

Sigorta Uyuşmazlıklarında Zamanaşımı: Hangi Talep İçin Ne Kadar Süreniz Var

Sigorta sözleşmesinden doğan taleplerde 2 ve 6 yıllık süreler, trafik kazalarında uzayan ceza zamanaşımı, sorumluluk sigortalarında 10 yıllık üst sınır, talep türüne göre süre özeti ve zamanaşımı def'inin usul bakımından ileri sürülmesi.

Sigorta uyuşmazlıklarında en çok hak kaybına yol açan konu, alacağın varlığı değil süresidir. Poliçe geçerli, hasar açık, kusur belli olabilir; ancak zamanaşımı dolmuşsa ve karşı taraf bu def'iyi ileri sürerse talep karşılıksız kalır. Sigorta hukukunda tek bir zamanaşımı süresi yoktur. Sözleşmenin türüne, talebin kime yöneltildiğine ve zararın hangi olaydan doğduğuna göre farklı süreler işler. Aşağıda uygulamada en sık karşılaşılan süreler ve başlangıç anları ele alınmıştır.

Genel kural: 2 yıl ve 6 yıl

Türk Ticaret Kanunu'nun 1420. maddesi sigorta sözleşmesinden doğan istemler için ikili bir süre öngörür. Maddenin birinci fıkrası şöyledir:

Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve (...) sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Alıntıda çıkarılan ibare, sorumluluk sigortalarına ilişkin özel hükmü saklı tutar; o hüküm aşağıda ayrıca ele alınmıştır.

Bu düzenlemede iki ayrı süre ve iki ayrı başlangıç anı vardır. 2 yıllık süre alacağın muaccel olduğu, yani istenebilir hâle geldiği tarihten işler. 6 yıllık süre ise rizikonun gerçekleştiği tarihten, yani hasarın meydana geldiği günden işler ve bir üst sınır oluşturur. 2 yıllık süre dolmamış olsa bile, olaydan itibaren 6 yıl geçmişse istem zamanaşımına uğrar.

Maddenin ikinci fıkrası diğer kanunlardaki hükümleri saklı tutar. Bu nedenle trafik kazaları gibi özel kanunla düzenlenmiş alanlarda öncelikle o kanunun süresine bakılır.

Muacceliyet ne zaman doğar

2 yıllık sürenin başlangıcını doğru saptamak için tazminatın ne zaman muaccel olduğunu bilmek gerekir. Türk Ticaret Kanunu'nun 1427. maddesine göre sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her hâlde riziko ihbarından 45 gün sonra muaccel olur. Can sigortaları için bu süre 15 gündür. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmişse süre işlemez.

Buradan çıkan pratik sonuç şudur: hasar ihbarı yapıldıktan sonra sigortacı araştırmasını daha erken bitirirse alacak o anda muaccel olur; hiç bitirmezse ihbardan 45 gün sonra, can sigortalarında 15 gün sonra muaccel sayılır ve 2 yıllık süre bu tarihten işlemeye başlar.

Bu noktada sık yapılan bir yanılgı vardır: şirketin ret yazısını gönderdiği tarih, zamanaşımının başlangıcı değildir. Ret yazısı çoğu zaman muacceliyetten aylar sonra gelir. Süre, ret yazısının tarihinden değil, alacağın muaccel olduğu tarihten hesaplanır. Bu nedenle uzun süre yazışmayla geçirilen dosyalarda sürenin ne kadarının tükendiği ayrıca kontrol edilmelidir.

Sözleşmeyle kısaltılamaz

Türk Ticaret Kanunu'nun 1452. maddesinin ikinci fıkrası, 1420. maddeye aykırı sözleşme şartlarının geçersiz olduğunu belirtir. Bu, zamanaşımı sürelerinin poliçe özel şartlarıyla veya genel şartlarla sigortalı aleyhine değiştirilemeyeceği anlamına gelir.

Kural özellikle kasko poliçelerinde önem taşır. Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartlarının zamanaşımı maddesi, sözleşmeden doğan bütün taleplerin alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren 2 yılda zamanaşımına uğrayacağını söyler ve 6 yıllık üst süreden söz etmez. Bu, genel şartların Türk Ticaret Kanunu'ndan önceki bir döneme ait olmasından kaynaklanmaz; yürürlükteki Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları 1 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ise 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yani genel şartlar Kanun'dan sonraki döneme aittir. Sonucu belirleyen şey, 1420. maddenin 1452. madde uyarınca emredici sayılmasıdır: genel şartlarda anılmasa dahi, kasko taleplerinde de 2 yıllık sürenin yanında rizikodan itibaren 6 yıllık üst süre uygulanır.

Aynı mantık ters yönde de işler. Genel şartlar veya özel şartlar sigortalı lehine daha uzun bir süre öngörüyorsa, bu hüküm geçerlidir; emredicilik sigortalıyı korumak için konulmuştur.

Trafik kazalarında: 2 yıl, 10 yıl ve uzayan ceza zamanaşımı

Motorlu araç kazalarından doğan taleplerde Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. maddesi uygulanır. Trafik sigortası genel şartları da aynı düzenlemeyi tekrarlar. Buna göre motorlu araç kazalarından doğan zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her hâlde kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar.

2 yıllık sürenin başlangıcı kaza tarihi değil, öğrenme tarihidir. Zararın ve tazminat yükümlüsünün birlikte öğrenilmesi aranır. Sürekli sakatlık gibi zararın kapsamının sonradan netleştiği hâllerde, kurul raporunun düzenlendiği tarihin öğrenme anı sayılacağı yönünde uygulama vardır. Bu değerlendirme dosyanın somut özelliklerine göre yapılır.

Maddenin ikinci fıkrası uygulamada belirleyicidir:

Ancak, dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.

Buna uzayan ceza zamanaşımı denir. Ölümlü veya yaralamalı kazalarda taksirle öldürme ya da taksirle yaralama suçu gündeme geleceğinden, tazminat talebinin süresi 2 yılı belirgin biçimde aşabilir. Uzayan sürenin somut olayda kaç yıl olduğu, hangi suçun oluştuğuna ve o suç için Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen dava zamanaşımı süresine göre belirlenir.

Uzayan ceza zamanaşımından yararlanmak için fail hakkında ceza davası açılmış ya da mahkûmiyet kararı verilmiş olması şart değildir. Fiilin suç oluşturması yeterlidir. Ceza davasının açılmamış olması veya failin ölmesi bu süreyi ortadan kaldırmaz.

Zamanaşımının kesilmesi ve durması

Zamanaşımı, borcun ikrarı, dava açılması, icra takibi başlatılması gibi hâllerde kesilir. Kesilme ile süre baştan işlemeye başlar. Sigorta şirketinin kısmi ödeme yapması ya da borcu yazılı olarak kabul etmesi kesme sebebi olarak değerlendirilir. Buna karşılık, sigorta şirketine yapılan yazılı başvurunun tek başına zamanaşımını kesip kesmediği tartışmalıdır; bu nedenle süre dolmak üzereyken yalnızca başvuruya güvenmek risklidir.

Trafik sigortası genel şartları teselsüle ilişkin özel bir kural içerir: zamanaşımı tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse sigortacıya karşı da kesilmiş olur; sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı da tazminat yükümlüsü bakımından kesilmiş sayılır. Kusurlu sürücüye karşı başlatılan bir icra takibi, sigorta şirketine karşı da süre kazandırır.

Durma ise kesilmeden farklıdır: durma süresince işlemeyen zaman, engel ortadan kalktığında kaldığı yerden devam eder; baştan başlamaz. Borçlunun Türkiye'de takip imkânının bulunmaması veya alacağın bir yargılamayı bekletici mesele yapması gibi hâllerde durma gündeme gelebilir.

Sorumluluk sigortalarında 10 yıllık üst süre

Türk Ticaret Kanunu'nun 1482. maddesi, sorumluluk sigortaları bakımından özel bir üst süre koyar: sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren 10 yılda zamanaşımına uğrar. Bu hüküm, 1420. maddedeki 6 yıllık üst sürenin yerine geçer. Nitekim 1420. madde de 1482. madde hükmünü saklı tutmuştur.

Zarar görenin doğrudan dava hakkı da aynı çerçevededir. Türk Ticaret Kanunu'nun 1478. maddesine göre zarar gören, uğradığı zararın sigorta bedeline kadar olan kısmının tazminini, sigorta sözleşmesi için geçerli zamanaşımı süresi içinde kalmak şartıyla doğrudan sigortacıdan isteyebilir.

Talep türüne göre süre özeti

Aşağıdaki liste, sık karşılaşılan taleplerde hangi sürenin işlediğini ve hangi andan başladığını topluca gösterir.

  • Kasko tazminatı: 2 yıl, alacağın muaccel olduğu tarihten; üst sınır rizikodan itibaren 6 yıl.
  • Konut, işyeri ve nakliyat gibi diğer zarar sigortaları: 2 yıl, muacceliyetten; üst sınır rizikodan itibaren 6 yıl.
  • Hayat ve ferdi kaza sigortası bedeli: 2 yıl, muacceliyetten; üst sınır rizikodan itibaren 6 yıl. Muacceliyet, can sigortalarında ihbardan 15 gün sonra doğar.
  • Sorumluluk sigortasında sigortacıya yöneltilen tazminat istemi: olaydan itibaren 10 yıl.
  • Trafik kazasından doğan maddi tazminat: 2 yıl, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten; her hâlde kaza gününden 10 yıl; fiil suç oluşturuyorsa ceza kanunundaki daha uzun süre.
  • Tazminat yükümlülerinin birbirine rücuu: 2 yıl, hem ödemenin tamamlandığı hem de rücu edilecek kişinin öğrenildiği günden.
  • Sigortacının kendi sigortalısına rücuu: sözleşme ilişkisine dayandığından 1420. maddedeki süreler.

Bu tablo bir başlangıç noktasıdır; her dosyada muacceliyet anının ne zaman doğduğu ayrıca saptanmalıdır. Rücu taleplerine karşı yürütülecek savunmanın bütünü, sigorta şirketinin rücu hakkı konulu yazıda ele alınmıştır.

Zamanaşımı def'i usul bakımından nasıl ileri sürülür

Zamanaşımı, hâkim tarafından kendiliğinden gözetilmez; def'i olarak ileri sürülmesi gerekir. Bu def'inin ne zaman ve nasıl ileri sürüleceği, savunmanın kaderini belirler.

Def'i kural olarak cevap dilekçesiyle ileri sürülür. Süresinde verilmeyen cevap dilekçesi ya da cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen def'i, sonradan ancak karşı tarafın açık muvafakatiyle veya ıslah yoluyla dosyaya girebilir. Bu nedenle kendisine dava veya tahkim başvurusu tebliğ edilen tarafın ilk yapması gereken, sürelerin dolup dolmadığını hesaplamaktır.

Talebin sonradan artırıldığı hâllerde ayrı bir tartışma doğar. Kısmi dava açılıp kalan kısım ıslahla veya ek talep dilekçesiyle istendiğinde, artırılan kısım bakımından zamanaşımı def'i ileri sürülebilir; artırım tarihinde süre dolmuşsa o kısım reddedilebilir. Belirsiz alacak davasında ise sürenin dava tarihinde kesildiği ve artırımın bu sonucu değiştirmediği kabul edilir. Bu nedenle bedeni zarar dosyalarında davanın hangi türde açıldığı, salt bir usul tercihi değil, doğrudan zamanaşımını etkileyen bir karardır.

Zamanaşımı ile hak düşürücü süre arasındaki temel fark da burada belirir: hak düşürücü süre kendiliğinden dikkate alınır, kesilmez ve durmaz. İki kavramın ayrıntılı karşılaştırması, zamanaşımı ile hak düşürücü süre arasındaki fark konulu yazıda yapılmıştır.

Beyan yükümlülüğü ve cayma bakımından öngörülen süreler

Zamanaşımı dışında, sigorta hukukunda tarafların haklarını sınırlayan başka süreler de vardır. Bunlar teknik olarak zamanaşımı değil, hak düşürücü ya da azami kullanım süreleridir; ancak sonuçları bakımından aynı ölçüde belirleyicidir.

Sigortacı, sözleşme kurulurken kendisi için önemli olan bir hususun bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olması hâlinde sözleşmeden cayabilir ya da prim farkı isteyebilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 1440. maddesine göre cayma, 15 gün içinde sigorta ettirene bildirilir ve bu süre sigortacının bildirim yükümlülüğünün ihlal edilmiş olduğunu öğrendiği tarihten başlar. Süre geçtikten sonra yapılan cayma beyanı sonuç doğurmaz.

Hayat sigortalarında bir üst sınır bulunur. Türk Ticaret Kanunu'nun 1498. maddesine göre sigortacı, yenilemeler de dâhil olmak üzere sözleşmenin yapılmasından itibaren 5 yıl geçmişse, sigorta ettirenin sözleşmenin yapılması sırasında beyan yükümlülüğünü ihlal etmiş olması nedeniyle sözleşmeden cayamaz, sadece prim farkı isteyebilir. Bunun istisnası, beyan yükümlülüğünün kasıtlı biçimde ihlal edilmiş olmasıdır. Yenilenen sözleşmelerde 5 yıllık süre ilk sözleşmenin yapıldığı tarihten başlar.

Benzer bir kural sözleşmenin devamı sırasındaki beyan yükümlülüğü için de geçerlidir. Türk Ticaret Kanunu'nun 1499. maddesine göre sigortacı, rizikonun artmasından itibaren yenilemeler de dâhil olmak üzere 5 yıl geçmişse, beyan yükümlülüğünün ihlali nedeniyle sözleşmeyi feshedemez; sadece prim farkı isteyebilir.

Ölüm rizikosuna karşı yapılan sözleşmelerde intihar bakımından da bir süre öngörülmüştür. Türk Ticaret Kanunu'nun 1503. maddesine göre sigortalı, yenilemeler de dâhil olmak üzere en az 3 yıldan beri devam eden bir sözleşmede bu süre geçtikten sonra intihar ederse veya intihara teşebbüs sonucu ölürse, sigortacı sigorta bedelini ödemekle yükümlüdür. Akli melekelerdeki bir rahatsızlık sebebiyle 3 yıldan önce gerçekleşen ölümlerde de sigortacı bedeli ödemek zorundadır.

Hayat ve sağlık sigortalarında dikkat edilecek noktalar

Can sigortalarında da 1420. maddedeki 2 yıl ve 6 yıllık süreler uygulanır. Ancak muacceliyet anı farklıdır: 1427. maddeye göre can sigortalarında araştırma süresi 45 gün değil 15 gündür. Lehtarın sigorta bedelini geç öğrendiği hâllerde, muacceliyetin ne zaman doğduğu ayrıca değerlendirilir.

Sağlık sigortalarında her bir tedavi gideri talebi bakımından muacceliyet ayrı doğar. Uzun süren tedavilerde eski tarihli faturaların zamanaşımına uğramış olması mümkündür. Bu nedenle sağlık sigortası uyuşmazlıklarında talep, tek bir toplam rakam olarak değil, fatura ve tarih bazında ayrıştırılarak değerlendirilir.

Hastalık sigortasına hayat sigortalarına ilişkin hükümlerin uygulanacağı, Türk Ticaret Kanunu'nun 1519. maddesinde düzenlenmiştir. Gerçek zararların karşılanmasının öngörüldüğü sağlık sigortalarında ise, genel hükümler dışında zarar sigortalarına ilişkin hükümler de uygulanır. Sürelerin hesabında bu nitelendirme belirleyici olabilir.

Sık yapılan hatalar

  • Sürenin ret yazısının tarihinden hesaplanması. Başlangıç, alacağın muaccel olduğu tarihtir.
  • Riziko tarihi, ihbar tarihi ve şirkete başvuru tarihinin ayrı ayrı kayıt altına alınmaması. Üç tarih de farklı bir hesabın girdisidir.
  • Trafik kazalarında olayın suç oluşturup oluşturmadığının hiç değerlendirilmemesi. 2 yıllık süre geçmiş dosyalarda uzayan ceza zamanaşımı çoğu kez tek çıkış yoludur.
  • 2 yıllık süre içinde kalındığı düşünülerek 6 yıllık üst sürenin gözden kaçırılması.
  • Süresi dolmak üzere olan alacaklarda yalnızca sigortacıya başvuru yapmakla yetinilmesi. Başvurunun süreyi kestiği tartışmalıdır; süreyi kesecek nitelikte bir işlem ayrıca gündeme alınmalıdır.
  • Cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inin ileri sürülmemesi. Sonradan ileri sürülen def'i, karşı tarafın muvafakati olmadıkça dikkate alınmaz.
  • Bedeni zarar dosyalarında dava türünün, artırılacak kısmın zamanaşımı bakımından doğuracağı sonuç düşünülmeden seçilmesi.