Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk: Süreler, Belgeler ve Usul
Ticari alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında arabuluculuk dava şartıdır. Yetkili büronun belirlenmesi, 6 haftalık süre, son tutanak, tahkim şartının etkisi ve ilk toplantıya katılmamanın sonuçları.
Ticari uyuşmazlıkların önemli bir bölümü artık doğrudan mahkemeye taşınamamaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi, belirli ticari davalar bakımından dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasını dava şartı hâline getirmiştir. Dava şartı, davanın esasına girilebilmesi için önceden yerine getirilmesi gereken koşul anlamına gelir. Bu koşul yerine getirilmeden açılan dava, tarafların haklı olup olmadığı hiç tartışılmadan usulden reddedilir. Uygulamada en çok tartışılan noktalar da bunlardır: hangi alacak için arabulucuya gitmek gerekir, başvuru nereye yapılır, süreç ne kadar sürer ve hangi belge dava dilekçesine eklenir.
Hangi davalarda arabuluculuk zorunludur
TTK'nın 5/A maddesinin birinci fıkrası; Kanun'un 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı saymaktadır.
Hüküm iki şartı birlikte arar. Birinci şart, uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olmasıdır. TTK'nın 4. maddesi, Kanun'da düzenlenen hususlardan doğan davaları taraflarına bakılmaksızın ticari dava sayar; bunlara mutlak ticari dava denir. Ayrıca her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları da ticari davadır. İkinci şart, talebin konusunun bir miktar para olmasıdır.
Mutlak ticari davaların kapsamı yalnızca TTK ile sınırlı değildir. TTK'nın 4. maddesi; rehin karşılığında ödünç verme işiyle uğraşanlara ilişkin Türk Medenî Kanunu hükümlerinden, Türk Borçlar Kanunu'nun malvarlığının veya işletmenin devralınması, rekabet yasağı, yayın sözleşmesi, kredi mektubu ve kredi emri, komisyon, ticari temsilciler ve diğer tacir yardımcıları, havale ve saklama sözleşmelerine ilişkin hükümlerinden doğan davaları da taraflarına bakılmaksızın ticari dava sayar. Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde; bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan davalar da bu kapsamdadır. Buna karşılık herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar istisna tutulmuştur.
İkinci şart, yani talebin konusunun para olması, uygulamada sınırı çizen ölçüttür. Konusu para olmayan talepler dava şartına tabi değildir. Genel kurul kararının iptali, şirketin haklı sebeple feshi, ortaklıktan çıkma ve çıkarma, ticari defterlerin incelenmesi, unvanın terkini gibi talepler için doğrudan dava açılabilir. Buna karşılık faturaya, cari hesaba, ticari satıma, taşımaya, acentelik ilişkisine ya da ticari nitelikteki bir sözleşmenin ihlaline dayanan para alacakları kapsam içindedir.
Kapsam 2023 yılında genişletilmiştir. 7445 sayılı Kanun ile itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları da maddeye açıkça eklenmiş, düzenleme 1 Eylül 2023 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Buna göre ticari bir alacak için icra takibi başlatılmış ve borçlu itiraz etmişse, itirazın iptali davası açılmadan önce arabulucuya başvurulması gerekir. İcra takibinin başlatılması için arabuluculuk şartı aranmaz; şart yalnızca dava aşaması için getirilmiştir.
Arabuluculuk şartının aranmadığı durumlar
Her ticari talep bu şarta tabi değildir. İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talepleri dava şartı arabuluculuğun kapsamı dışındadır. Alacaklı, arabuluculuk süreci devam ederken de mahkemeden ihtiyati haciz isteyebilir. Karşı tarafın malvarlığını eritme riski bulunan dosyalarda, arabuluculuk başvurusuyla eş zamanlı olarak tedbir yoluna gidilmesi sıkça karşılaşılan bir yöntemdir.
Kambiyo senetlerine özgü takip yolları, çekişmesiz yargı işleri ve zorunlu arabuluculuğa elverişli olmayan talepler de kapsam dışındadır. Tarafların iradesine tabi olmayan, yani üzerinde serbestçe tasarruf edilemeyen uyuşmazlıklarda arabuluculuk mümkün değildir.
Tahkim konusunda ise tereddüde yer bırakmayan bir hüküm bulunmaktadır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin son fıkralarından biri şöyledir:
Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz.
Dolayısıyla sözleşmede geçerli bir tahkim şartı varsa arabuluculuk dava şartı değildir. Burada asıl inceleme, tahkim şartının geçerliliği ve uyuşmazlığı kapsayıp kapsamadığı üzerinde yoğunlaşır. Şartın kapsamı dışında kalan bir talep için arabuluculuğun atlanması, davanın usulden reddiyle sonuçlanabilir.
Ayrıca ilgili kanunlarda dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin kabul edilen özel hükümler saklıdır. Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyetinden doğan uyuşmazlıklar ve komşu hakkı gibi konularda ayrı bir dava şartı düzenlemesi bulunur; bunlar ticari dava niteliğinde olmadıkları ölçüde bu yazının kapsamı dışındadır.
Başvuru nereye yapılır, yetki itirazı nasıl çözülür
Başvuru mahkemeye değil, adliyelerdeki arabuluculuk bürolarına yapılır. Yetki kuralı, iş uyuşmazlıklarındaki kuraldan farklıdır ve uygulamada en çok karıştırılan noktalardan biridir. 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesine göre başvuru, uyuşmazlığın konusuna göre yetkili mahkemenin bulunduğu yer arabuluculuk bürosuna yapılır. Arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde başvuru, görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. Yetkili mahkeme belirlenirken sözleşmedeki yetki kaydı, ifa yeri ve davalının yerleşim yeri birlikte değerlendirilir.
Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yetkiye ilişkin belgeleri sunmak suretiyle büronun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu dosyayı derhâl büroya teslim eder, büro da dosyayı ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderir. Mahkeme harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda en geç 1 hafta içinde yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar.
Sonuçlar da ayrıca düzenlenmiştir. Yetki itirazı reddedilirse aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve süreci sonuçlandırma süresi yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazı kabul edilirse, kararın tebliğinden itibaren 1 hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir; bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi, yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yani yanlış büroya yapılan başvuru, süresinde davranıldığı sürece zamanaşımı ve hak düşürücü süre bakımından kayba yol açmaz.
Başvuru sırasında tarafların kimlik ve adres bilgileri, uyuşmazlığın konusu ve talep edilen tutar bildirilir. Başvuran taraf, elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini büroya verir; büro tarafların resmî kayıtlardaki iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. Şirket adına sürece katılacak kişinin temsil yetkisini gösteren imza sirküleri, yetki belgesi veya vekâletname bulunması gerekir. Vekâletnamede arabuluculuk sürecine ilişkin özel yetkinin yer alması, özellikle anlaşma ihtimali bulunan dosyalarda önem taşır.
Görüşmelerin yürütüleceği yer de kanunla belirlenmiştir: taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça görüşmeler, arabulucuyu görevlendiren büronun bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunun yetki alanı içinde yürütülür.
Süreç ne kadar sürer
TTK'nın 5/A maddesinin ikinci fıkrasına göre arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren 6 hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla 2 hafta uzatılabilir. Dolayısıyla ticari uyuşmazlıklarda süreç, kural olarak 8 haftayı aşmaz.
Bu süre, dava şartı arabuluculuğun genel süresinden farklıdır. 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesindeki genel kural 3 hafta ve en fazla 1 haftalık uzatmadır; ticari uyuşmazlıklarda TTK'daki özel süre uygulanır. İki süreyi karıştırmamak gerekir.
Arabuluculuk sürecinde yapılan görüşmeler gizlidir. Taraflarca yapılan arabuluculuk daveti, ileri sürülen görüş ve teklifler, herhangi bir vakıa veya iddianın kabulü ve yalnızca arabuluculuk faaliyeti dolayısıyla hazırlanan belgeler, sonraki hukuk davasında veya tahkimde delil olarak ileri sürülemez. Bu kural, tarafların çekinmeden konuşabilmesi için öngörülmüştür.
Dava açıldıktan sonra da arabuluculuğa gidilebilir. Tarafların birlikte arabulucuya başvuracaklarını beyan etmeleri hâlinde yargılama, mahkemece 3 ayı geçmemek üzere ertelenir; bu süre tarafların birlikte başvurusu üzerine 3 aya kadar uzatılabilir.
Son tutanak ve dava dilekçesine eklenmesi
Süreç anlaşma ile sonuçlanmazsa arabulucu son tutanak düzenler. Bu tutanak, davanın kapısını açan belgedir. Davacı, anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır.
Belge eklenmemişse mahkeme davayı hemen reddetmez. Davacıya, son tutanağın 1 haftalık kesin süre içinde sunulması gerektiği, aksi hâlde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmezse dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın dava usulden reddedilir.
Buna karşılık arabulucuya hiç başvurulmadan dava açıldığı anlaşılırsa, herhangi bir işlem yapılmaksızın dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir. Bu eksiklik sonradan tamamlanamaz. Dava açıldıktan sonra arabulucuya gidilmesi, açılmış davayı kurtarmaz; sürecin tamamlanıp yeni bir dava açılması gerekir.
İlk toplantıya katılmamanın sonucu
Taraflardan biri geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaz ve süreç bu sebeple sona ererse, katılmayan taraf son tutanakta belirtilir. Bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile, karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yalnızca yarısına hükmedilir.
Bu düzenleme 7 Kasım 2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun ile getirilmiştir. Önceki hüküm, katılmayan tarafı yargılama giderinin tamamından sorumlu tutuyordu; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı üzerine kural bu şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda ise tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır. Bu nedenle davet edilen tarafın, talebi kabul etme niyeti olmasa dahi ilk toplantıya katılması ya da geçerli bir mazeret bildirmesi önem taşır.
Karşı dava ve kısmi anlaşma
Uygulamada iki soru sıkça gündeme gelir. Birincisi karşı davadır. Açılmış bir ticari davada karşı tarafın ileri süreceği talep de konusu bir miktar para olan ticari bir talep ise, karşı dava bakımından da dava şartının ayrıca yerine getirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu nedenle karşı dava düşünülüyorsa, süre kaybını önlemek için arabuluculuk başvurusunun erken yapılması yerinde olur.
İkincisi kısmi anlaşmadır. Taraflar uyuşmazlığın tamamında değil, bir kısmında anlaşabilir. Örneğin asıl alacak tutarında uzlaşılıp faiz ve gecikme tazminatı bakımından anlaşılamayabilir. Böyle bir durumda anlaşılan ve anlaşılamayan hususlar son tutanakta ayrı ayrı gösterilir. Anlaşılamayan kısım için dava yolu açık kalır; anlaşılan kısım ise anlaşma belgesinin hükümlerine tabi olur. Tutanağın bu ayrımı açıkça yansıtması, sonraki yargılamada kapsam tartışmasını önler.
Zamanaşımı, hak düşürücü süre ve tedbirle bağlantılı süreler
Ticari alacaklarda zamanaşımı süresi çoğu zaman dolmak üzereyken arabuluculuğa gidilmektedir. 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesi bu konuda açık bir koruma öngörür:
Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.
Koruma, ancak usulüne uygun bir başvuru yapılmışsa devreye girer. Süreç sona erdikten sonra zamanaşımı kaldığı yerden işlemeye devam eder. Son tutanak elde edildikten sonra davanın gecikmeden açılması bu nedenle önem taşır.
Aynı madde, geçici hukuki korumalarla bağlantılı süreleri de düzenler. Dava açılmadan önce ihtiyati tedbir kararı verilmişse Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda, ihtiyati haciz kararı verilmişse İcra ve İflas Kanunu'nda öngörülen dava açma süresi, arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar işlemez. Ayrıca arabuluculuk bürosuna başvurulmasından sonra başvuran taraf aleyhine, uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak icra takibi yapılırsa; başvuran tarafın bu takibe karşı son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren 2 hafta içinde menfi tespit davası açması hâlinde, İcra ve İflas Kanunu'nun ilgili hükmünden yararlanma imkânı doğar.
Anlaşma hâlinde düzenlenen belgenin değeri
Taraflar anlaşırsa anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir ve bir anlaşma belgesi düzenlenir. Bu belgenin icra edilebilirliği bakımından ticari uyuşmazlıklara özgü bir kural vardır: kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı hâller dışında, ticari uyuşmazlıklarda avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladığı anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılır. Yani ticari uyuşmazlıklarda bu kolaylıktan yararlanabilmek için tarafların avukatla temsil edilmesi gerekir.
Diğer hâllerde anlaşma belgesinin icra edilebilirliği için sulh hukuk mahkemesinden icra edilebilirlik şerhi alınması gerekir. Dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuşsa şerh, arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden istenir; davanın görülmesi sırasında başvurulmuşsa davanın görüldüğü mahkemeden istenir. İnceleme çekişmesiz yargı işidir ve dosya üzerinden yapılır; kapsamı, anlaşmanın içeriğinin arabuluculuğa ve cebrî icraya elverişli olup olmadığı hususlarıyla sınırlıdır. Başvurudan ve bu kararlara karşı istinaf yoluna gidilmesinden maktu harç alınır.
Milletlerarası nitelikteki sulh anlaşma belgeleri bakımından ise ayrı bir kural geçerlidir. Arabuluculuk sonucunda düzenlenen milletlerarası sulh anlaşma belgelerinin yerine getirilmesi için icra edilebilirlik şerhinin asliye ticaret mahkemesinden alınması zorunludur.
Anlaşmanın bir başka önemli sonucu da şudur: arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz. Bu nedenle anlaşma belgesinin içeriği, sonradan çıkacak tartışmaları önleyecek açıklıkta olmalıdır. Ödenecek tutar, vade, taksitler, temerrüt hâlinde uygulanacak sonuçlar, feragat edilen talepler ve karşılıklı ibra iradesi açıkça yazılmalıdır. Anlaşmanın yalnızca belirli bir fatura için mi yoksa taraflar arasındaki tüm ilişki için mi yapıldığı mutlaka belirtilmelidir.
Arabuluculuk ücreti kime ait olur
Taraflar anlaşırsa arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre ve aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır; ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen 2 saatlik ücret tutarından az olamaz.
Taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda anlaşılamaması hâllerinde 2 saatlik ücret Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda anlaşılamazsa, iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bakanlık bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti yargılama giderlerinden sayılır. Ücret tarifesi her yıl yeniden yayımlandığından, güncel tutarların başvuru tarihindeki tarifeden kontrol edilmesi gerekir.
Anlaşılamazsa hangi mahkemede dava açılır
Ticari davalar, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinde görülür. Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görev alanında bulunan ancak ticari sayılan davalara da asliye ticaret mahkemesinde bakılır. Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki görev ilişkisidir.
Yargılama usulü bakımından ise parasal bir ayrım vardır. TTK'nın 4. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, miktarı veya değeri kanunda belirlenen parasal sınırı geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır. Bu parasal sınır, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ek 1. maddesinin birinci fıkrasına göre her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında artırılır. Bu nedenle usulün belirlenmesinde, dava tarihinde yürürlükte bulunan sınırın esas alınması gerekir.
Sık yapılan hatalar
- Başvuru, iş uyuşmazlıklarındaki kural örnek alınarak karşı tarafın yerleşim yeri bürosuna yapılmaktadır. Ticari uyuşmazlıklarda yetkili büro, uyuşmazlığın konusuna göre yetkili mahkemenin bulunduğu yerdeki bürodur.
- Yetki itirazının ilk toplantıda ve yetkiye ilişkin belgeler sunularak yapılması gerektiği gözden kaçırılmaktadır; sonradan ileri sürülen itiraz dikkate alınmaz.
- Sözleşmede tahkim şartı bulunmasına rağmen arabuluculuğa başvurulmakta ya da tersine, tahkim şartının kapsamı dışındaki bir talep için arabuluculuk atlanmaktadır. Şartın kapsamı baştan incelenmelidir.
- Son tutanak alındıktan sonra dava açılması geciktirilmektedir. Zamanaşımı, son tutanağın düzenlendiği tarihten sonra kaldığı yerden işlemeye devam eder.
- Ticari uyuşmazlıklarda anlaşma belgesi yalnızca taraflarca imzalanmaktadır. İlam niteliği için avukatlar ile arabulucunun birlikte imzalaması gerekir; aksi hâlde icra edilebilirlik şerhi alınması gerekir.
- Anlaşma belgesinin kapsamı belirsiz bırakılmaktadır. Üzerinde anlaşılan hususlar hakkında yeniden dava açılamayacağından, hangi taleplerin kapsandığı açıkça yazılmalıdır.
- İlk toplantıya katılmamanın yalnızca bir usul eksikliği olduğu sanılmaktadır. Katılmayan taraf davada haklı çıksa bile yargılama giderlerinin yarısından sorumlu olur ve lehine hükmedilecek vekâlet ücreti yarıya iner.
- Karşı dava için ayrıca arabuluculuk şartının aranacağı hesaba katılmamakta, süreç geciktiği için talepten vazgeçilmek zorunda kalınmaktadır.