İş Kazası Sonrası Bildirim Süreleri ve Açılabilecek Davalar
İş kazası sayılan hâller, kolluğa derhâl ve Kuruma 3 iş günü içinde bildirim yükümlülüğünün kime ait olduğu, toplanması gereken belgeler, dava öncesi Kuruma başvuru zorunluluğu, tespit ve tazminat davaları, arabuluculuk istisnası ile zamanaşımı.
İş kazası sonrasındaki ilk saatler ve ilk günler, hem yaralanan işçi hem de işveren bakımından belirleyicidir. Bildirim yükümlülükleri kısa sürelere bağlanmıştır, kaza yerindeki durumun tespiti zamanla imkânsızlaşır ve idari soruşturma dosyası çoğu zaman ileride açılacak tazminat davasının temelini oluşturur. Aşağıda iş kazasının tanımı, bildirim süreleri, dava öncesinde tüketilmesi gereken başvuru yolu, açılabilecek davalar ve zamanaşımı sırasıyla ele alınmıştır.
İş kazası sayılan hâller
Kavramın tanımı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13. maddesinde yapılmıştır. Maddenin birinci fıkrası, kazayı belirli durumlarla sınırlar:
İş kazası; a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) (…) emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır.
Bu tanım geniş yorumlanır. Olayın mutlaka bir makine veya alet kaynaklı olması gerekmez. İşyerinde geçirilen kalp krizi, iş nedeniyle uğranılan saldırı ya da yemekhanede meydana gelen düşme gibi olaylar da koşulları varsa iş kazası kabul edilir. Belirleyici olan, olay ile yürütülen iş arasında uygun bir nedensellik bağı bulunmasıdır.
Servis aracı bakımından bir ayrım vardır. İşverence sağlanan taşıtla işin yapıldığı yere gidiş geliş sırasında meydana gelen kaza iş kazasıdır. İşçinin kendi aracıyla veya toplu taşımayla evden işe giderken geçirdiği kaza kural olarak iş kazası sayılmaz; bu olay trafik kazası hükümlerine göre değerlendirilir.
Meslek hastalığı ise ayrı bir kavramdır ve aynı Kanun'un 14. maddesinde düzenlenmiştir. Sigortalının yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici ya da sürekli hastalık ve engellilik hâlleri meslek hastalığı sayılır. Meslek hastalığının varlığı, Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucularının düzenlediği sağlık kurulu raporu üzerine Kurum Sağlık Kurulu tarafından tespit edilir. Meslek hastalığı işten ayrıldıktan sonra ortaya çıkmışsa, hastalık için belirlenen yükümlülük süresi içinde bulunulması aranır.
Bildirim yükümlülükleri ve süreleri
Bildirim, iş kazası sonrasında en sık atlanan yükümlülüktür. Oysa birden çok bildirim gerekir ve süreleri farklıdır.
Birincisi kolluğa bildirimdir. Hizmet akdiyle çalışan sigortalılar bakımından işveren, iş kazasını o yerin yetkili kolluk kuvvetlerine **derhal** bildirmek zorundadır. Burada bir gün sayısı verilmemiştir; bildirimin gecikmeksizin yapılması aranır.
İkincisi Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirimdir ve kimin bildireceği, sigortalının hangi statüde olduğuna göre değişir. Kanun iki ayrı kural içerir:
- Hizmet akdiyle çalışan, yani 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılar bakımından bildirim yükümlüsü **işverendir**. İşveren kazayı en geç kazadan sonraki 3 iş günü içinde Kuruma bildirir. Kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmişse bu süre, iş kazasının **işverence öğrenildiği** tarihten itibaren başlar.
- Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan, yani (b) bendi kapsamındaki sigortalılar bakımından bildirimi **sigortalının kendisi** yapar. Süre, 1 ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra 3 iş günüdür.
Bu iki kuralın karıştırılması uygulamada sık rastlanan bir yanılgıdır. Hizmet akdiyle çalışan bir işçinin kazayı kendisinin bildirmesi gerektiği sanılarak işverenin yükümlülüğü gözden kaçırılır. Bildirim, iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta yoluyla yapılır; uygulamada Kurumun elektronik bildirim ekranı kullanılmaktadır. Cumartesi günü işyerinde çalışılıp çalışılmadığına göre iş günü hesabı değişebileceğinden, süre dar tutulmamalıdır.
Bildirimin yapılmamasının veya geç yapılmasının iki ayrı sonucu vardır. Birincisi idari para cezasıdır; bu tutarlar her takvim yılı başında yeniden değerleme oranına göre güncellendiğinden yürürlükteki listeden takip edilmelidir. İkincisi malidir: kazanın süresinde bildirilmemesi hâlinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği Kurumca işverenden tahsil edilir.
İşverenin 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında bir yükümlülüğü daha vardır. İşveren, bütün iş kazalarının ve meslek hastalıklarının kaydını tutar, gerekli incelemeleri yaparak raporları düzenler. Ayrıca işyerinde meydana gelen ancak yaralanma veya ölüme neden olmadığı hâlde işyeri ya da iş ekipmanının zarara uğramasına yol açan olaylar ile ramak kala olayların da kaydı tutulur ve incelenir.
Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı konusunda karar verilebilmesi için Kurumun denetim ve kontrolle yetkilendirilen memurları ya da Bakanlık iş müfettişleri aracılığıyla soruşturma yapılabilir. Soruşturma sonunda bildirilen hususların gerçeğe uymadığı anlaşılırsa, yersiz yapılmış ödemeler gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan tahsil edilir.
Kaza sonrasında toplanması gereken bilgiler
Tazminat davalarında kusur dağılımı çoğu zaman kaza anına ilişkin belgelerden çıkarılır. Bu nedenle şu belgelerin bir araya getirilmesi süreç bakımından önem taşır:
- Kaza tutanağı ve varsa kolluk tarafından düzenlenen olay yeri tespit tutanağı
- Kuruma yapılan bildirim formu ve Kurum müfettiş raporu
- Hastane kayıtları, ilk müdahale evrakı, epikriz ve sağlık kurulu raporları
- İşyeri risk değerlendirmesi ve acil durum planı
- İşçiye verilen iş sağlığı ve güvenliği eğitim kayıtları ile imzalı katılım belgeleri
- İşe giriş ve periyodik sağlık raporları
- Kişisel koruyucu donanımın teslim edildiğine ilişkin zimmet belgeleri
- İş ekipmanına ait periyodik kontrol ve bakım kayıtları
- Tanık bilgileri ve varsa işyeri kamera kayıtları
- Ücret bordroları ve Kurum hizmet dökümü
Kamera kayıtlarının saklama süresi genellikle kısadır. Bu nedenle kayıtların muhafazası için erken adım atılması gerekir; kayıtların kaybolması hâlinde delil durumu tümüyle tanık beyanına kalır. Delil tespiti talebiyle mahkemeye başvurulması, kaydın silinmesini önlemek bakımından işlevsel bir yoldur ve dava şartı arabuluculuk kapsamı dışındadır.
Dava öncesinde Kuruma başvuru zorunluluğu
Sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması zorunludur. Bu zorunluluk, hizmet akdine tabi çalışmalar nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri bakımından uygulanmaz.
Başvuruya 60 gün içinde cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi için talebin reddedilmiş ya da reddedilmiş sayılıyor olması şarttır. Kuruma başvuruda geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesabında dikkate alınmaz. Bu nedenle olayın iş kazası sayılmadığı ya da sürekli iş göremezlik derecesinin düşük belirlendiği durumlarda, doğrudan dava açmak yerine önce Kuruma yazılı başvuru yapılması gerekir.
Hangi davalar açılabilir
İş kazası birden fazla hukuki süreci aynı anda başlatır ve bunların birbirinden ayrı tutulması gerekir.
İlk olarak, olayın iş kazası olduğu Kurumca kabul edilmezse tespit davası gündeme gelir. Bu dava iş mahkemesinde açılır ve Kurum davada taraf gösterilir. Kurum kaydı bulunmayan hâllerde iş kazasının tespiti, tazminat davasının ön koşulu niteliğindedir.
İkinci olarak, maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. Maddi tazminat, işçinin çalışma gücündeki sürekli kayıp nedeniyle uğradığı gelir kaybını, tedavi ve bakım giderlerini kapsar. Ölümle sonuçlanan kazalarda destekten yoksun kalma tazminatı söz konusu olur; bu tazminatı eş, çocuklar ve koşulları varsa anne baba talep edebilir. Manevi tazminat ise duyulan acı ve elem karşılığıdır ve hâkim tarafından takdir edilir.
Üçüncü olarak, ceza soruşturması yürütülür. Taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçları bakımından Cumhuriyet başsavcılığınca resen soruşturma başlatılır. Ceza dosyasında alınan kusur bilirkişi raporları hukuk davasında da dikkate alınır ancak hukuk hâkimini bağlamaz.
Dördüncü olarak, Kurumun rücu hakkı vardır. Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine yaptığı ve ileride yapacağı ödemeleri kusuru oranında işverenden talep edebilir. Burada işverenin kastı ya da mevzuata aykırı davranışı aranır.
Görevli ve yetkili mahkeme, arabuluculuk ve zamanaşımı
Görevli mahkeme iş mahkemesidir. İş mahkemesi kurulmamış yerlerde bu sıfatla asliye hukuk mahkemesi görevlidir.
Yetki bakımından iş kazası davalarına özgü bir genişleme vardır. Genel kural, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. İş kazasından doğan tazminat davalarında bunlara ek olarak **iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer** ile **zarar gören işçinin yerleşim yeri** mahkemesi de yetkilidir. Bu kurallara aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir.
Arabuluculuk bakımından önemli bir istisna işler. İşçilik alacakları ve işe iade talepleri için arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır; buna karşılık iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları kapsam dışındadır. Yani iş kazası tazminatı için arabuluculuk aşaması olmadan doğrudan dava açılabilir. Tarafların isteğe bağlı olarak arabulucuya gitmesi ise mümkündür. Dava şartı arabuluculuğun kapsamı ve işleyişi, "İş Davalarında Zorunlu Arabuluculuk" konulu yazıda ele alınmıştır.
Zamanaşımı bakımından iş kazasından doğan tazminat talepleri, iş sözleşmesinden doğan gözetme borcuna aykırılık esasına dayandığından 10 yıllık süreye tabi kabul edilir. Süre kural olarak kaza tarihinden itibaren işler. Ancak zararın gelişen bir nitelik taşıdığı, yani maluliyet oranının sonradan artarak kesinleştiği hâllerde sürenin başlangıcı bakımından farklı değerlendirme yapılır.
Ayrıca bir uzun zamanaşımı kuralı vardır. Kaza aynı zamanda bir suç oluşturuyorsa ve ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı öngörülmüşse, tazminat talebi bakımından da bu daha uzun süre uygulanır.
Tazminat nasıl hesaplanır
Maddi tazminat hesabı üç unsura dayanır: işçinin geliri, maluliyet oranı ve kusur dağılımı.
Maluliyet oranı yetkili sağlık kuruluşlarından alınan raporla belirlenir. Kurumun tespit ettiği sürekli iş göremezlik derecesine itiraz edilebilir; bu itiraz da iş mahkemesinde incelenir.
Kusur dağılımı, iş güvenliği uzmanı bilirkişiler tarafından değerlendirilir. Değerlendirmede işverenin risk değerlendirmesi yapıp yapmadığı, eğitim verip vermediği, koruyucu donanım sağlayıp sağlamadığı, makine ve tesisatın uygun olup olmadığı incelenir. İşçinin talimatlara aykırı davranışı varsa bu, müterafik kusur olarak dikkate alınır ve tazminattan indirim yapılır.
Hesaplama aktüerya esaslarına göre yapılır. İşçinin bakiye ömrü, aktif ve pasif çalışma dönemleri, ücret artışları ve iskonto oranı dikkate alınarak bir hesap raporu düzenlenir. Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri, hesaplanan maddi tazminattan mahsup edilir. Bu mahsup nedeniyle, Kurumdan gelir bağlanan hâllerde talep edilebilecek tutar önemli ölçüde azalabilir.
Manevi tazminatta matematiksel bir formül yoktur. Olayın ağırlığı, tarafların ekonomik ve sosyal durumu, kusur oranı ve maluliyetin derecesi birlikte değerlendirilir. Manevi tazminatın zenginleşme aracı olmaması, ancak zarar görende manevi tatmin duygusu uyandıracak ölçüde bulunması aranır.
İşveren tarafında önleyici yükümlülükler
6331 sayılı Kanun, işverene sonuçtan bağımsız bir özen yükümlülüğü yükler. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmiş olması hem kazanın önlenmesi hem de kusur değerlendirmesi bakımından belirleyicidir. Temel başlıklar şunlardır:
- Risk değerlendirmesinin yapılması ve tehlike sınıfına göre belirlenen sürelerde yenilenmesi
- İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sağlanması; tehlike sınıfı ve çalışan sayısına göre iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personeli görevlendirilmesi
- Çalışanlara işe başlamadan önce ve düzenli aralıklarla eğitim verilmesi ve eğitimlerin belgelendirilmesi
- İşe giriş ve periyodik sağlık muayenelerinin yaptırılması
- Kişisel koruyucu donanımın ücretsiz sağlanması ve kullanımının denetlenmesi
- Acil durum planlarının hazırlanması, tahliye ve ilk yardım düzeninin kurulması
- İş ekipmanlarının periyodik kontrollerinin yetkili kişilerce yapılması
- Çalışan temsilcisi ve gerekli hâllerde iş sağlığı ve güvenliği kurulunun oluşturulması
Bu yükümlülüklere aykırılık, kaza meydana gelmese dahi idari para cezası konusudur. Ayrıca çok tehlikeli sınıfta yer alan bazı işyerlerinde belirli aykırılıklar işin durdurulması sonucunu doğurabilir.
Rapor süresi boyunca iş ilişkisinin durumu
Kaza sonrasında sık sorulan bir soru, rapor süresince iş sözleşmesinin akıbetidir.
İstirahat süresince işçiye Kurumca geçici iş göremezlik ödeneği ödenir. Bu ödenek, ayakta veya yatarak tedavi görülmesine göre farklı oranda hesaplanır ve ücretin tamamını karşılamaz. Aradaki farkın işverence tamamlanması, ancak iş sözleşmesinde veya toplu iş sözleşmesinde bu yönde bir hüküm varsa istenebilir.
İş sözleşmesi rapor süresince askıda kabul edilir. İşveren, işçinin hastalık veya kaza nedeniyle devamsızlığının bildirim süresini 6 hafta aşması hâlinde sözleşmeyi bildirimsiz feshedebilir. Bu bekleme süresi dolmadan yapılan fesih geçersizdir. Bekleme süresi dolduktan sonra yapılan fesihte de işçinin kıdem tazminatı hakkı saklıdır; kıdem tazminatına hak kazandıran hâller "Kıdem ve İhbar Tazminatı" konulu yazıda ele alınmıştır.
İş kazası geçiren işçinin iyileşme sonrasında eski işine dönmesi esastır. Maluliyet nedeniyle eski işi yapamayacak durumdaysa, işverenin uygun bir işte değerlendirme imkânını araştırması beklenir. Böyle bir imkânın hiç bulunmadığı hâllerde yapılacak fesih, geçerli sebep tartışmasının konusunu oluşturur.
Ayrıca engelli çalıştırma yükümlülüğü gündeme gelebilir. 50 veya daha fazla işçi çalıştırılan özel sektör işyerlerinde belirli oranda engelli işçi çalıştırılması zorunludur. İş kazası sonucu engelli hâle gelen kendi işçisini uygun bir işte çalıştıran işveren bakımından bu yükümlülüğün nasıl uygulanacağı ayrıca değerlendirilir.
Sık yapılan hatalar
Birincisi, bildirim yükümlüsünün karıştırılmasıdır. Hizmet akdiyle çalışan işçinin kazasını Kuruma bildirmek işverenin görevidir; sigortalının kendi bildirimine ilişkin kural bağımsız çalışanlara özgüdür.
İkincisi, 3 iş günlük sürenin her hâlde kaza tarihinden başladığının sanılmasıdır. Kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmişse süre, kazanın öğrenildiği tarihten işler.
Üçüncüsü, kolluğa bildirimin atlanmasıdır. Kuruma yapılan elektronik bildirim, kolluğa derhal bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Dördüncüsü, olayın iş kazası sayılmadığı durumlarda doğrudan dava açılmasıdır. Önce Kuruma yazılı başvuru yapılması ve 60 günlük sürenin beklenmesi gerekir.
Beşincisi, iş kazası tazminatı için arabuluculuğa başvurulduğunun sanılmasıdır. Bu davalar dava şartı arabuluculuk kapsamı dışındadır; arabuluculuk yalnızca tarafların isteğiyle işletilebilir.
Altıncısı, kamera ve elektronik kayıtların korunması için adım atılmamasıdır. Kayıtların saklama süresi genellikle kısadır ve silinme sonrası ispat yükü ağırlaşır.
Yedincisi, Kurumdan bağlanan gelirin tazminattan mahsup edileceğinin hesaba katılmamasıdır. Talep tutarı belirlenirken peşin sermaye değeri gözetilmezse, beklenti ile sonuç arasında ciddi bir fark ortaya çıkar.