İçeriğe geç
+90 216 565 64 64
Bahadır & Sarıgil Hukuk Ofisi
Ön Görüşme Talep Edin
06 Nisan 2024 · Fikri Mülkiyet Hukuku

Markanın Hükümsüzlüğü ile İptali Arasındaki Fark ve 2024 Sonrası Değişen Usul

Hükümsüzlük ve iptal aynı şey değildir. Hangi neden hangi yola götürür, iptal talebi neden artık Kuruma yapılır, ciddi kullanım nasıl ispatlanır, hükümsüzlük davası hangi mahkemede açılır.

Bir markanın sicilden terkin edilmesi için başvurulabilecek iki ayrı yol vardır: hükümsüzlük ve iptal. Bu iki kavram uygulamada sık sık birbirinin yerine kullanılır; oysa dayandıkları nedenler, başvurulacak merci, sürecin işleyişi ve kararın doğuracağı sonuç birbirinden farklıdır. 10 Ocak 2024 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme ile iptal taleplerinin görüleceği merci de değişmiştir.

Aşağıda 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) çerçevesinde bu iki yol karşılaştırılmakta, ayrıca her iki süreçte de belirleyici olan ciddi kullanım ölçütü ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.

Temel ayrım: doğuştan gelen sakatlık mı, sonradan doğan durum mu

Ayrımı kavramanın en pratik yolu, sorunun ne zaman ortaya çıktığına bakmaktır.

Hükümsüzlük, markanın tescil edildiği anda zaten var olan bir sakatlığa dayanır. Marka aslında hiç tescil edilmemeliydi; ancak Kurum incelemesi sırasında bu engel fark edilmemiş ya da zamanında itiraz edilmemiştir. Örneğin işaret ayırt edici değildir, önceden başkasına ait bir marka ile karıştırılma ihtimali doğurmaktadır ya da başvuru kötüniyetle yapılmıştır.

İptal ise tescil anında bir sorun bulunmadığı hâlde sonradan ortaya çıkan bir durumdan kaynaklanır. Marka usulüne uygun tescil edilmiştir; fakat sahibi onu kullanmamış, markanın yaygın bir ad hâline gelmesine göz yummuş ya da markayı halkı yanıltacak biçimde kullanmıştır.

Bu ayrım, kararın hangi tarihten itibaren sonuç doğuracağını da belirler.

Hükümsüzlük nedenleri

SMK'nın 25. maddesi, hükümsüzlük nedeni olarak 5. ve 6. maddedeki hâlleri gösterir. Başlıcaları şunlardır:

  • İşaretin ayırt edici nitelikte olmaması, tanımlayıcı olması ya da ticaret alanında herkesçe kullanılan bir ibare olması.
  • Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi ya da coğrafi kaynağı konusunda halkı yanıltıcı olması.
  • Önceki bir marka ile aynı ya da benzer olması ve kapsadığı mal ve hizmetlerin aynı ya da benzer olması nedeniyle karıştırılma ihtimali bulunması.
  • Ticari vekil ya da temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markayı kendi adına tescil ettirmesi.
  • Tescilsiz bir marka ya da ticaret sırasında kullanılan başka bir işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak elde edilmiş olması.
  • Türkiye'de ulaşılan tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız yarar sağlanması, markanın itibarının zarar görmesi ya da ayırt edici karakterinin zedelenmesi.
  • Başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğraf, telif hakkı ya da başka bir fikri mülkiyet hakkını içermesi.
  • Başvurunun kötüniyetle yapılmış olması.

Bir istisna vardır: ayırt edici nitelikten yoksunluk, tanımlayıcılık ve yaygın kullanım gerekçelerine aykırı biçimde tescil edilmiş bir marka, hükümsüzlük talebinden önceki kullanım sonucunda tescil edildiği mal ve hizmetler bakımından ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamaz.

Hükümsüzlük davası: kim açar, nerede açılır

Hükümsüzlük bir dava yoludur ve mahkemede ileri sürülür. Menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları ya da ilgili kamu kurum ve kuruluşları markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilir. Dava, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişiye ya da hukuki haleflerine karşı açılır. Kurum bu davada taraf gösterilmez; sicilde kayıtlı diğer hak sahiplerinin davadan haberdar edilmesi ise gerekir.

Görevli mahkeme fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesidir. Bu ihtisas mahkemesinin bulunmadığı yerlerde, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenen asliye hukuk mahkemesi bu sıfatla davaya bakar.

Yetki bakımından uygulamada en sık yapılan hata burada ortaya çıkar. SMK'nın 156. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "davacının yerleşim yeri ya da hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği veya etkilerinin görüldüğü yer" kuralı, yalnızca sınai mülkiyet hakkı sahibinin üçüncü kişiler aleyhine açtığı davalara ilişkindir. Hükümsüzlük davası ise marka sahibine karşı açıldığı için aynı maddenin beşinci fıkrası uygulanır: üçüncü kişiler tarafından sınai mülkiyet hakkı sahibi aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Davacının kendi adına tescilli bir markası bulunması sonucu değiştirmez. Marka sahibinin Türkiye'de yerleşim yeri yoksa, sicilde kayıtlı vekilin işyerinin bulunduğu yer, vekillik kaydı silinmişse Kurum merkezinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Yetki kurallarının tamamı, marka hakkına tecavüz konulu yazıda topluca ele alınmıştır.

Sessiz kalma yoluyla hak kaybı

Hükümsüzlük talebini sınırlayan önemli bir kural, SMK'nın 25. maddesinin altıncı fıkrasında yer alır. Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği ya da bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen 5 yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.

Kuralın uygulanabilmesi için sürenin fiilî kullanım üzerinden işlemesi ve önceki hak sahibinin bu kullanımdan haberdar olması aranır. Kötüniyetli tescil hâli istisnadır. Bu düzenleme, uzun süredir piyasada yan yana kullanılan işaretlere ilişkin uyuşmazlıklarda belirleyici olabilmektedir. Bu nedenle bir ihlal fark edildiğinde harekete geçmeyi ertelemek, ilerideki hukuki imkânları daraltır.

Hükümsüzlük davasında kullanmama def'i

Karıştırılma ihtimaline dayanan hükümsüzlük davalarında davalının elinde ayrı bir savunma bulunur. SMK'nın 25. maddesinin yedinci fıkrası, kullanım ispatına ilişkin hükmün bu davalarda def'i olarak ileri sürülebileceğini söyler. Bu durumda 5 yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Ayrıca hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde davacının markası en az 5 yıldır tescilli ise, davacı o tarih bakımından da kullanım şartlarının yerine getirildiğini ispatlamak zorundadır.

Sonuç şudur: uzun süredir sicilde duran ama fiilen kullanılmayan bir markaya dayanarak hükümsüzlük davası açmak, davacıyı iki ayrı tarih için kullanım ispatı yükümlülüğüyle karşı karşıya bırakabilir.

İptal nedenleri

SMK'nın 26. maddesi iptal hâllerini sayar:

  • Markanın, tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından Türkiye'de ciddi biçimde kullanılmaması ya da kullanımına 5 yıl kesintisiz ara verilmesi.
  • Marka sahibinin fiillerinin ya da gerekli önlemleri almamasının sonucu olarak markanın, tescilli olduğu mal veya hizmetler için yaygın bir ad hâline gelmesi.
  • Marka sahibi tarafından ya da onun izniyle gerçekleştirilen kullanım sonucunda markanın, tescilli olduğu mal veya hizmetlerin özellikle niteliği, kalitesi ya da coğrafi kaynağı konusunda halkı yanıltması.
  • Garanti markası veya ortak marka bakımından teknik şartnameye aykırı kullanımın sürdürülmesi.

En sık gündeme gelen hâl birincisidir. Kullanma yükümlülüğü, marka sicilinin gerçek piyasa durumuyla örtüşmesini amaçlar. Kullanılmayan markalar, aynı işareti gerçekten kullanmak isteyen üçüncü kişilerin başvurularını engelleyebildiği için kanun bu markaların sicilden çıkarılmasına imkân tanır.

Kanun bir denge hükmü de içerir: markanın, 5 yıllık sürenin dolması ile iptal talebinin Kuruma sunulduğu tarih arasında ciddi biçimde kullanılmış olması hâlinde kullanmama nedenine dayalı talep reddedilir. Ancak kullanım, iptal talebinde bulunulacağı düşünülerek gerçekleştirilmişse, talebin Kuruma sunulmasından önceki 3 ay içindeki kullanım dikkate alınmaz. Bu 3 aylık pencere, ihtarname alındıktan sonra aceleyle başlatılan göstermelik kullanımların önüne geçmeyi amaçlar.

Ciddi kullanım nedir ve nasıl ispatlanır

Hem itiraz aşamasındaki kullanmama def'inde hem hükümsüzlük davasında hem de idari iptal talebinde belirleyici olan kavram aynıdır: ciddi kullanım. Kanun bunu tanımlamaz; ölçütler uygulamada şekillenmiştir. Aranan, markanın pazarda gerçek bir ticari varlık yaratacak biçimde, tescil edildiği mal ve hizmetler üzerinde ve tescil edildiği ayırt edici karakteri değiştirilmeden kullanılmasıdır. Yalnızca hakkı ayakta tutmak için yapılan sembolik kullanım yeterli sayılmaz.

Kanun iki durumu ayrıca kullanma kabul eder: markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması ve markanın sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması. Marka sahibinin izniyle yapılan kullanım da marka sahibinin kullanımı sayılır; bu nedenle lisans alanın kullanımı ispata elverişlidir.

İspatta sunulan belgelerin taşıması beklenen özellikler şunlardır:

  • Tarih taşıması. Belge, kullanımın ilgili 5 yıllık dönem içinde gerçekleştiğini göstermelidir.
  • Markayı tescil edildiği biçimiyle göstermesi. Logonun esaslı ölçüde değiştirilmiş bir sürümü, tescilli markanın kullanımı sayılmayabilir.
  • Mal ve hizmetle bağlantı kurması. Belge, markanın hangi mal veya hizmet üzerinde kullanıldığını gösterebilmelidir.
  • Türkiye'ye ilişkin olması. Yurt dışındaki kullanım, ihracat istisnası dışında ispat için yeterli değildir.
  • Ticari hacim hakkında fikir vermesi. Tek bir fatura ya da tek bir tanıtım örneği çoğu zaman yetersiz bulunur.

Bu ölçütleri karşılayan belgeler arasında tarihli faturalar, fiyat listeleri, katalog ve broşürler, ürün ve ambalaj örnekleri, tabela ve satış noktası fotoğrafları, reklam materyalleri ile bunlara ilişkin ödeme belgeleri, ihracat evrakı ve internet sitesi arşiv kayıtları sayılabilir. Kullanım yalnızca bazı mal ve hizmetler için ispatlanırsa, inceleme de o mal ve hizmetlerle sınırlı yürütülür.

İptal talebi artık Kuruma yapılır

İptal konusunda yürürlüğe giren değişiklik uygulamayı doğrudan etkilemiştir. SMK'nın 26. maddesi, aynı Kanun'un 192. maddesi uyarınca kanunun yayımından 7 yıl sonra, yani 10 Ocak 2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihe kadar iptal talepleri mahkemelerde dava yoluyla ileri sürülüyordu. Bu tarihten itibaren iptal yetkisi Türk Patent ve Marka Kurumuna geçmiştir. Kanun'un ifadesi açıktır:

İlgili kişiler, Kurumdan markanın iptalini isteyebilir.

Geçiş bakımından, yürürlük tarihinde mahkemelerde görülmekte olan iptal davalarının o mahkemelerce sonuçlandırılacağı düzenlenmiştir. Yani yürürlük tarihinden önce açılmış davalar mahkemede devam eder.

Bu değişiklik hükümsüzlüğü kapsamaz. Hükümsüzlük hâlâ mahkemede dava yoluyla ileri sürülür. Aynı uyuşmazlıkta hem hükümsüzlük hem iptal gerekçelerinin bulunması hâlinde iki ayrı merciin devreye girmesi gerekebilir; bu da talep sırasının ve zamanlamasının baştan planlanmasını gerektirir.

İdari iptal usulü nasıl işler

İptal talebi, talep tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişiye ya da hukuki haleflerine karşı ileri sürülür. Talebin gerekçeli olması ve ücretinin ödenmesi gerekir.

Kurum talebi marka sahibine tebliğ eder. Marka sahibi 1 ay içinde talebe ilişkin delillerini ve cevaplarını Kuruma sunar. Bu 1 aylık süre içinde talep edilmesi hâlinde Kurum 1 aya kadar ek süre verir. Kurum gerekli gördüğü takdirde ek bilgi ve belge sunulmasını isteyebilir ve kararını, iddia, savunma ile sunulan deliller çerçevesinde dosya üzerinden verir. İnceleme sırasında hak sahibi değişirse, sicilde hak sahibi olarak görünen kişiye karşı işlemlere devam edilir.

Kullanmama nedenine dayalı taleplerde ispat yükü marka sahibindedir. Yukarıda sayılan belgelerin bu aşamada derli toplu biçimde sunulması, sürecin sonucunu doğrudan belirler.

Kurumun iptal talebi hakkında verdiği karara karşı Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu nezdinde itiraz yolu açıktır. Kurulun nihai kararına karşı ise kararın bildiriminden itibaren 2 ay içinde Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde dava açılabilir. Bu yolun ayrıntısı, marka başvurusunun reddi ve başvuruya itiraz konulu yazıda ele alınmıştır.

Kısmi hükümsüzlük ve kısmi iptal

Her iki yolda da terkin, her zaman markanın tamamını kapsamaz. Hükümsüzlük ya da iptal nedeni markanın tescil edildiği mal veya hizmetlerin yalnızca bir kısmına ilişkinse, sadece o mal veya hizmetler yönünden kısmi karar verilir. Ortak sınır ise şudur: marka örneğini değiştirecek biçimde hükümsüzlük ya da iptal kararı verilemez. Yani işaretin bir unsuru ayıklanarak markanın geri kalanı ayakta tutulamaz; müdahale mal ve hizmet listesi üzerinden yapılır.

Kararların etkisi birbirinden farklıdır

SMK'nın 27. maddesi iki kararın sonuçlarını ayrı düzenler.

Hükümsüzlük kararı geriye etkilidir. Marka, başvuru tarihinden itibaren hiç doğmamış gibi sonuç doğurur. Bu, markaya dayanılarak yapılmış işlemler bakımından geniş etki yaratır.

İptal kararı ise kural olarak iptal talebinin Kuruma sunulduğu tarihten itibaren etkilidir. Talep üzerine ve iptal hâllerinin daha önceki bir tarihte doğduğunun ispatlanması hâlinde, kararın bu daha önceki tarihten itibaren etkili olacağına da karar verilebilir.

Geriye etkinin sınırı vardır. Marka sahibinin ağır ihmali ya da kötüniyetli hareketi nedeniyle zarar görenlerin tazminat talepleri saklı kalmak üzere, geriye etki iki durumu etkilemez: karardan önce tecavüz nedeniyle açılan davada verilmiş kesinleşmiş ve uygulanmış kararlar ile karardan önce kurulmuş ve uygulanmış sözleşmeler. Bu sözleşmeler uyarınca ödenmiş bedelin hakkaniyet gereği kısmen ya da tamamen iadesi istenebilir. Dolayısıyla bir markanın sicilden çıkarılmış olması, geçmişte o markaya dayanılarak kurulmuş her hukuki ilişkiyi kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Her iki kararın kesinleşmesi hâlinde marka sicilden terkin edilir ve durum Bültende yayımlanır. Kesinleşmiş kararlar herkese karşı hüküm doğurur. Hükümsüzlük kararı kesinleştiğinde mahkeme kararı Kuruma kendiliğinden gönderir.

Sık yapılan hatalar

  • Hükümsüzlük davasının davacının yerleşim yeri mahkemesinde açılması. Bu kural yalnızca hak sahibinin üçüncü kişilere karşı açtığı davalar için geçerlidir; hükümsüzlükte kural olarak davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
  • İptal talebinin hâlâ mahkemeye yöneltilmesi. Yürürlük tarihinden sonra iptal, Kurum nezdinde talep edilir; yanlış mercie yöneltilen talep zaman kaybına yol açar.
  • Kullanım delillerinin uyuşmazlık çıktıktan sonra derlenmeye çalışılması. Delillerin tarih taşıması gerektiği için sonradan üretilen belgeler çoğu zaman işe yaramaz.
  • İhtarname alındıktan sonra kullanıma başlanması. Talepten önceki 3 ay içindeki kullanım dikkate alınmayabilir.
  • Sessiz kalma süresinin gözden kaçırılması. Bilinen bir kullanıma 5 yıl boyunca tepki gösterilmemesi, hükümsüzlük gerekçesini tümüyle ortadan kaldırabilir.
  • İki yolun sonuçlarının aynı sanılması. Hükümsüzlük başvuru tarihine, iptal kural olarak talep tarihine kadar geri gider; geçmişe dönük tazminat ve tecavüz iddiaları bakımından bu fark belirleyicidir.