İçeriğe geç
+90 216 565 64 64
Bahadır & Sarıgil Hukuk Ofisi
Ön Görüşme Talep Edin
22 Ağustos 2026 · Usul ve Süreç · Bahadır & Sarıgil Hukuk Ofisi

Kanuni Faiz Oranı 31 Temmuz 2026'da Değişti: Yeni Oran ve Devam Eden Dosyalarda Hesap

Yirmi yıldır yüzde 9 olan kanuni faiz oranı 31 Temmuz 2026'dan itibaren yüzde 31'dir ve artık her yıl Merkez Bankası reeskont oranına göre kendiliğinden yenilenmektedir. Devam eden dosyalarda hesabın dönemlere bölünmesi, ticari temerrüt faiziyle farkı ve sık yapılan hatalar örnekle anlatılmaktadır.

Kanuni faiz oranı, 1 Ocak 2006'dan 30 Temmuz 2026'ya kadar yıllık yüzde 9 olarak uygulandı. Yirmi yılı aşan bu dönem 31 Temmuz 2026'da sona erdi. Oran o tarihten itibaren yıllık yüzde 31'dir ve daha önemlisi, artık kanunda sabit bir yüzde yazmamaktadır. Oran her yıl kendiliğinden yenilenmektedir.

Değişiklik yeni olduğu için piyasadaki pek çok hesaplama aracı ve hazır dilekçe örneği hâlâ eski oranı göstermektedir. Devam eden icra dosyalarında ve derdest davalarda faiz kaleminin yeniden hesaplanması bu nedenle gündeme gelmiştir. Aşağıda değişikliğin ne olduğu, hangi alacaklara nasıl yansıdığı ve geçmişe dönük hesabın nasıl yapılacağı ele alınmaktadır.

Kanuni faiz nedir, ne zaman devreye girer

Faiz konusundaki ilk ayrım basittir. Taraflar sözleşmeyle bir faiz oranı kararlaştırmışsa kural olarak o oran uygulanır. Kararlaştırmamışlarsa ya da sözleşme bu konuda sessizse, kanunun belirlediği oran devreye girer. Bu orana kanuni faiz denir.

Kanuni faiz, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1. maddesinde düzenlenmiştir. Madde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hâllerde ve miktar sözleşmeyle tespit edilmemişse hangi oranın uygulanacağını gösterir.

Bu oran iki ayrı yerde karşımıza çıkar. Birincisi, paranın kullanılmasının karşılığı olan faizdir. İkincisi, borcun zamanında ödenmemesi hâlinde işleyen temerrüt faizidir; sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa aynı Kanunun 2. maddesi uyarınca yine 1. maddedeki oran esas alınır. Bu nedenle 1. maddedeki oranın değişmesi, hakkında hiçbir faiz kaydı bulunmayan bütün adi alacakları doğrudan etkiler.

Uygulamada birbirine karışan dört kavram vardır. Bunların ayrılması, hangi oranın isteneceğini belirlediği için hesabın ilk adımıdır.

  • Akdi faiz: Tarafların sözleşmeyle kararlaştırdığı faizdir. Paranın kullanılmasının karşılığıdır ve borç henüz muaccel olmadan da işleyebilir.
  • Kanuni faiz: Sözleşmede oran yoksa kanunun gösterdiği orandır. 31/7/2026 tarihinden itibaren yıllık yüzde 31'dir.
  • Temerrüt faizi: Borcun vadesinde ödenmemesi üzerine, gecikilen günler için işleyen faizdir. Sözleşmede ayrıca kararlaştırılmamışsa kanuni faiz oranı üzerinden hesaplanır.
  • Ticari temerrüt faizi: Ticari işlerde uygulanan ve avans oranına bağlı olan özel temerrüt faizidir. 2026 yılı için yıllık yüzde 39,75'tir.

Bir alacakta bu kalemlerin birden fazlası aynı anda gündeme gelebilir. Örneğin sözleşmesinde faiz kaydı bulunan bir borçta, vadeye kadar akdi faiz, vadeden sonra temerrüt faizi işler ve iki dönem ayrı ayrı hesaplanır.

31 Temmuz 2026'da tam olarak ne değişti

3095 sayılı Kanunun 1. maddesi, 16/7/2026 tarihli ve 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 10. maddesiyle değiştirilmiş ve yeni hüküm 31/7/2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Maddenin yeni hâli şöyledir:

11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur.

Değişikliğin özü tek cümleyle şudur: kanunda artık sabit bir yüzde yoktur. Oran, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bir önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranına bağlanmış ve o oranın yüzde sekseni olarak belirlenmiştir. Reeskont oranı değiştikçe kanuni faiz de, ayrıca bir karara gerek kalmadan değişir.

Önceki dönemde durum böyle değildi. Oran idari bir kararla belirleniyor ve o karar değiştirilmedikçe sabit kalıyordu. 2005 yılında yürürlüğe konulan 2005/9831 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile oran 1 Ocak 2006'dan geçerli olmak üzere yüzde 9'a indirilmiş ve bu oran yirmi yıl boyunca hiç değiştirilmemişti. Enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde alacaklının uğradığı kaybın temel sebeplerinden biri buydu.

Bugün geçerli oran: yıllık yüzde 31

Yeni formül şu şekilde işlemektedir:

  • Merkez Bankasının 31/12/2025 tarihinde kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı yüzde 38,75'tir.
  • Bu oranın yüzde sekseni yüzde 31,00 eder.
  • Dolayısıyla 31/7/2026 tarihinden itibaren kanuni faiz yıllık yüzde 31'dir.

Maddenin ikinci cümlesi yıl ortası için bir emniyet supabı öngörmüştür. 30 Haziran günkü reeskont oranı, önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan orandan beş puan veya daha fazla farklıysa, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni uygulanır. 2026 yılında 30 Haziran günkü reeskont oranı da yüzde 38,75 olduğundan aradaki fark oluşmamış ve bu kural devreye girmemiştir. Uygulamada bunun anlamı şudur: oranın değişebileceği iki eşik vardır, biri yılbaşı, diğeri yılın ikinci yarısının başıdır. Uzun süren dosyalarda her yıl için oranın ayrıca kontrol edilmesi gerekir.

Değişikliğin öncesi ve sonrası şu şekilde özetlenebilir:

  • Oranın kaynağı: Önceden idari bir kararla belirleniyordu, artık doğrudan kanundaki formülle belirlenmektedir.
  • Oranın güncellenmesi: Önceden ayrı bir karar gerekiyordu, artık her yıl kendiliğinden yenilenmektedir.
  • Yürürlükteki oran: 1/1/2006 – 30/7/2026 arası yıllık yüzde 9, 31/7/2026'dan itibaren yıllık yüzde 31.
  • Ticari temerrüt faizi: Değişmemiştir, avans oranına bağlı olmaya devam etmektedir.

Faiz ne zaman işlemeye başlar

Oranı bilmek tek başına yeterli değildir. Hesabın kurulabilmesi için faizin hangi günden itibaren işlediğinin de belirlenmesi gerekir. Bu tarih, çoğu uyuşmazlıkta oranın kendisinden daha çok tartışma konusu olur.

Temel kural 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunundadır. Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Yani alacak istenebilir hâle gelmiş olsa bile, kural olarak borçluya bir ihtar çekilmedikçe temerrüt doğmaz ve temerrüt faizi işlemeye başlamaz.

Bu kuralın önemli istisnaları vardır. Borcun ifa edileceği gün taraflarca birlikte belirlenmişse ya da sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanılarak usulüne uygun bir bildirimle belirlenmişse, o günün geçmesiyle borçlu ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer. Uygulamada bunun anlamı şudur: vadesi belli bir senette ya da ödeme günü açıkça yazılmış bir sözleşmede ihtar aranmaz, vade tarihi doğrudan faizin başlangıcıdır. Vadesi belirsiz alacaklarda ise ihtarın tarihi ve tebliğ edildiği gün belgelenmelidir.

İhtarın tebliğ tarihinin doğru saptanması, faiz kaleminin doğruluğu bakımından belirleyicidir. İhtarın tebliği ile birlikte bir ödeme süresi tanınmışsa, o sürenin son gününün hesaplanmasında hafta sonu ve resmî tatil kaymaları gündeme gelebilir; süre hesaplayıcımız bu kaymayı dikkate alarak son günü verir.

Dava ve icra takibi bakımından ayrıca şu noktaya dikkat edilmelidir: mahkeme, talep edilmeyen faize kural olarak hükmedemez. Dava dilekçesinde faiz talebinin, faizin türünün ve başlangıç tarihinin açıkça yazılması gerekir. Aynı şekilde takip talebinde de faiz oranı ve başlangıç tarihi gösterilir. Bu alanların boş bırakılması ya da eksik doldurulması sonradan düzeltilmesi zor sonuçlar doğurabilir.

Devam eden dosyalarda hesap nasıl yapılır

Bu, değişikliğin en çok soru doğuran yönüdür. Kısa cevap şudur: faiz, oranın yürürlükte olduğu döneme göre işler. Yeni oran, yürürlüğe girdiği tarihten önceki günlere uygulanmaz; eski oran da yürürlükten kalktığı tarihten sonraki günlere uygulanmaz.

Bunun pratik sonucu, hesabın tek bir oranla yapılamamasıdır. Alacak 31/7/2026 tarihinden önce muaccel olmuş ve temerrüt o tarihten önce başlamışsa, faiz süresi ikiye bölünür. Bölünme noktası 31 Temmuz 2026'dır.

Bir örnek üzerinden gidelim. 100.000 TL tutarında, sözleşmesinde faiz kaydı bulunmayan bir alacak olsun. Borçlu 31/7/2024 tarihinde temerrüde düşmüş, alacak 31/7/2027 tarihine kadar tahsil edilememiş olsun. Hesap şöyle kurulur:

  1. 31/7/2024 – 30/7/2026 arası dönem: yıllık yüzde 9 üzerinden iki yıl. 100.000 x 0,09 x 2 = 18.000 TL.
  2. 31/7/2026 – 31/7/2027 arası dönem: yıllık yüzde 31 üzerinden bir yıl. 100.000 x 0,31 x 1 = 31.000 TL.
  3. Toplam faiz: 49.000 TL.

Aynı alacak için tek oranla yapılan hesaplar yanlış sonuç verir. Üç yılın tamamı yüzde 9 kabul edilirse faiz 27.000 TL çıkar ve alacaklı 22.000 TL eksik talep etmiş olur. Üç yılın tamamı yüzde 31 kabul edilirse faiz 93.000 TL çıkar ve bu kez fazladan istenen 44.000 TL bakımından talep reddedilebilir. Fazla istenen kısım yargılama gideri ve vekâlet ücreti bakımından da sonuç doğurabileceğinden, hesabın dönemlere bölünerek yapılması yalnızca teknik bir ayrıntı değildir.

Yukarıdaki örnek tam yıllar üzerinden kurulduğu için sadedir. Gerçek dosyalarda temerrüt tarihi çoğunlukla yılın ortasına düşer ve hesap gün sayısı üzerinden yapılır. Bu durumda her dönemin gün sayısının ayrı ayrı bulunması ve günlük faizin o dönemin oranıyla çarpılması gerekir. Faiz hesaplayıcımız bu bölmeyi kendiliğinden yapar: temerrüt tarihi ile hesap tarihini girdiğinizde, oranın değiştiği her tarihte hesabı böler ve hangi dönemde hangi oranla ne kadar faiz işlediğini ayrı satırlar hâlinde gösterir. Dilekçeye eklenecek dökümü bu tablodan çıkarmak mümkündür.

Aynı mantık ileriye doğru da işler. Alacak bugün tahsil edilmezse, gelecek yıllarda oran yeniden değişebileceği için hesap yeni dönemlerle uzayacaktır. Bu nedenle dilekçelerde faiz talebinin sabit bir tutar olarak değil, "tahsil tarihine kadar işleyecek kanuni faiz" biçiminde kurulması yerinde olur.

Kanuni faiz mi, ticari temerrüt faizi mi

Değişiklik yalnızca 1. maddeyi kapsamıştır. Ticari işlerde uygulanan temerrüt faizini düzenleyen 2. maddenin ikinci fıkrası değişmemiştir.

Bu fıkraya göre, Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı oran, 1. maddede belirlenen orandan fazla ise, ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. 2026 yılı için avans oranı yüzde 39,75'tir.

Buradaki karşılaştırma açıktır. Kanuni faizin yüzde 31'e yükselmesi ticari temerrüt faizini düşürmez, çünkü hüküm "fazla ise" demektedir. Avans oranı yüzde 39,75 olduğu ve kanuni faiz oranı olan yüzde 31'in üzerinde kaldığı sürece, ticari işlerde talep edilebilecek oran yüzde 39,75 olmaya devam eder.

Hangi oranın isteneceği, alacağın ticari iş niteliğinde olup olmadığına bağlıdır. Bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlemler ile tacirin borçları kural olarak ticari iş sayılır. İki taraf için de ticari sayılan işlerde yüksek oran gündeme gelirken, tacir olmayan kişiler arasındaki alacaklarda kanuni faiz uygulanır. Tarafların yalnızca biri bakımından ticari sayılan işlerde durum tartışmalı olabildiğinden, somut olayın ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Hesaplayıcıda iki seçenek ayrı ayrı sunulmaktadır; hangi oranla hesap yapıldığı dökümde görünür.

İki oran arasındaki fark, aynı alacakta ciddi bir tutar farkı yaratır. 100.000 TL'lik bir alacakta bir yıllık faiz, kanuni faizle 31.000 TL, ticari temerrüt faiziyle 39.750 TL olur. Alacağın ticari iş niteliğinde olduğu hâlde kanuni faizle talep edilmesi, aradaki farkın sonradan istenmesini zorlaştırabilir.

Sözleşmedeki faiz oranı daha yüksekse

3095 sayılı Kanunun 2. maddesinin üçüncü fıkrası ayrı bir koruma getirir. Temerrüt faizi sözleşmede kararlaştırılmamışsa ve taraflarca kararlaştırılmış akdi faiz oranı yukarıdaki orandan yüksekse, temerrüt faizi akdi faiz oranından az olamaz.

Bunun pratik anlamı şudur: sözleşmede paranın kullanımı için yüksek bir faiz belirlenmiş ama gecikme hâli için ayrıca bir oran yazılmamışsa, borçlu temerrüde düştüğünde faiz oranı düşmez. Sözleşmesinde faiz oranı bulunan alacaklarda, temerrüt faizi kaleminin kanuni orana göre değil bu kurala göre değerlendirilmesi gerekir.

Bileşik faiz yürütülemez

Kanunun 3. maddesi, kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceğini düzenler. Mürekkep faiz, işlemiş faizin anaparaya eklenerek onun üzerinden yeniden faiz yürütülmesidir; uygulamada bileşik faiz olarak da anılır.

Uzun süredir takip edilen dosyalarda sıkça yapılan hata budur. İşlemiş faiz anaparaya eklenip toplam üzerinden yeni faiz hesaplanamaz. Faiz her zaman asıl alacak üzerinden yürür. Bu yasağın ticari hayata ilişkin istisnaları bulunduğundan, cari hesap ilişkilerinde ve bazı bankacılık işlemlerinde ayrı değerlendirme yapılması gerekir.

Her alacakta bu oran uygulanmaz

Kanuni faiz genel kuraldır; özel kanunlarda farklı faiz türleri öngörülmüş olabilir ve bu hâllerde 3095 sayılı Kanunun oranı devreye girmez. Örnek vermek gerekirse kıdem tazminatı bakımından bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz esas alınır. Aidat ve ortak gider alacaklarında Kat Mülkiyeti Kanunu kendi gecikme tazminatı oranını öngörür. Kamu alacaklarında ise gecikme zammı ayrı bir rejime tabidir.

Bu nedenle ilk yapılması gereken, alacağın hangi hukuki ilişkiden doğduğunu belirlemektir. Faiz oranı bu belirlemeden sonra seçilir.

Değişiklik alacaklı ve borçlu bakımından ne anlama geliyor

Alacaklı bakımından değişiklik, uzun yıllardır süregelen bir dengesizliği azaltmaktadır. Yüzde 9'luk sabit oran, enflasyonun bu oranın çok üzerinde seyrettiği dönemlerde borcun geç ödenmesini borçlu lehine bir sonuca dönüştürüyordu. Yeni düzenlemede oranın piyasa göstergesine bağlanmış olması, bu etkiyi sınırlamaktadır.

Borçlu bakımından ise sonuç ters yöndedir. Ödenmeyen bir borcun maliyeti belirgin biçimde artmıştır. Hakkında icra takibi bulunan ya da dava açılan kişilerin, 31/7/2026 sonrası dönem için işleyecek faizi dikkate alarak ödeme ve uzlaşma seçeneklerini yeniden değerlendirmesi yerinde olur. Takibin ya da davanın uzaması, artık eskisinden daha yüksek bir faiz yükü anlamına gelmektedir.

Küçük ve orta ölçekli işletmeler bakımından pratik sonuç şudur: vadesi geçmiş fatura alacaklarında faiz kalemi artık göz ardı edilebilecek bir büyüklükte değildir. Buna karşılık kendi ödemelerinde gecikilen borçlarda da aynı yük karşı tarafa doğar. Sözleşmelerdeki faiz kayıtlarının gözden geçirilmesi ve gecikme hâli için ayrı bir oran kararlaştırılıp kararlaştırılmadığının kontrol edilmesi bu nedenle önem kazanmıştır.

Yürüyen icra dosyaları bakımından

Takip talebinde ya da ödeme emrinde faiz oranının eski hâliyle gösterilmiş olması ihtimali vardır. Borçlu bakımından faiz oranına ve faizin başlangıç tarihine yönelik itirazlar, ödeme emrine itiraz süresi içinde ileri sürülmelidir; bu süre kısadır ve kaçırıldığında takip kesinleşir.

Alacaklı bakımından ise faiz kaleminin güncellenmesi gündeme gelir. Ayrıca asıl alacak zamanaşımına uğradığında ona bağlı faiz alacağı da zamanaşımına uğrayacağından, uzun süredir hareketsiz duran dosyalarda önce zamanaşımı değerlendirmesi yapılması yerinde olur. Faiz talebinin dosyada nasıl ileri sürüldüğü ve ıslah gerekip gerekmediği, dosyanın bulunduğu aşamaya göre ayrıca değerlendirilir.

Sık yapılan hatalar

  • Bütün faiz süresini tek oranla hesaplamak. 31/7/2026 tarihinden önceki günlere yüzde 31, sonraki günlere yüzde 9 uygulanamaz.
  • Kanuni faizin yükselmesinin ticari temerrüt faizini de değiştirdiğini sanmak. 2. maddenin ikinci fıkrası değişmemiştir ve avans oranı yüksek kaldığı sürece o oran geçerlidir.
  • Sözleşmesinde faiz oranı bulunan alacaklarda otomatik olarak kanuni orana geçmek. Akdi faiz daha yüksekse temerrüt faizi ondan az olamaz.
  • İşlemiş faizi anaparaya ekleyip toplam üzerinden faiz yürütmek.
  • İnternette bulunan ve güncellenmemiş hesaplama araçlarının sonucunu dilekçeye aktarmak.
  • Faiz talebini sabit bir tutar olarak kurup tahsil tarihine kadar işleyecek faizi istememek.

Elinizde faiz talebi bulunan bir dosya varsa yapılacak ilk iş, temerrüdün hangi tarihte başladığını belirlemek ve hesabı 31 Temmuz 2026 tarihinden ikiye bölmektir. Alacağın ticari iş niteliğinde olup olmadığı ile sözleşmede faiz kaydı bulunup bulunmadığı da bu aşamada tespit edilmelidir. Bu üç bilgi belirlendikten sonra hesap, dönem dökümüyle birlikte kurulabilir.