İçeriğe geç
+90 216 565 64 64
Bahadır & Sarıgil Hukuk Ofisi
Ön Görüşme Talep Edin
22 Ağustos 2026 · Usul ve Süreç · Bahadır & Sarıgil Hukuk Ofisi

Süreler Nasıl Sayılır: Son Gün Tam Olarak Hangi Gün?

Tebliğ günü sayılmaz, hafta ve ay olarak belirlenen süreler karşılık gelen günde biter, iş gününde tatiller düşülür. Son günün tatile ve adli tatile denk gelmesi, elden ve UYAP işlemlerinde günün kaçta kapandığı somut tarih örnekleriyle anlatılmaktadır.

Bir dilekçenin süresinde verilip verilmediği çoğu zaman işin esasından önce karara bağlanır. Süre kaçmışsa mahkeme uyuşmazlığın içeriğine hiç girmez; haklılık tartışması hiç açılmaz. Buna rağmen uygulamada en çok hata yapılan yer sürenin ne kadar olduğu değil, nasıl sayıldığıdır. "Yedi günüm var" bilgisi doğru olabilir; yedinci günün hangi tarihe denk geldiği yanlış hesaplanınca sonuç değişir.

Aşağıda, hangi süre olursa olsun geçerli olan sayma tekniği ele alınmaktadır. Genel kurallar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenmiştir. İcra takipleri ve idari yargı için ayrı hükümler bulunduğundan bunlara da ayrı bir başlıkta değinilmektedir. Sürenin niteliğinin ne olduğu, yani zamanaşımı mı hak düşürücü süre mi olduğu ayrı bir konudur ve zamanaşımı ile hak düşürücü süre arasındaki fark başlıklı yazıda ele alınmıştır.

Süre hangi tarihte başlar

Kanun'un 91. maddesine göre süreler, taraflara tebliğ tarihinden veya kanunda öngörülen hâllerde tefhim tarihinden itibaren işlemeye başlar. Tefhim, kararın duruşmada yüze karşı açıklanmasıdır.

Belirleyici olan öğrenme tarihi değil, tebliğ tarihidir. Zarfın posta kutusunda unutulmuş olması, tebligatın aile bireyine ya da iş yerinde bir çalışana bırakılmış olması süreyi durdurmaz. Kapıya yapıştırılan haber kâğıdının görülmemesi de aynı şekilde sonucu değiştirmez.

Bu nedenle hesaba başlamadan önce tebliğ evrakının incelenmesi, tebligatın hangi usulle ve hangi tarihte yapıldığının belirlenmesi gerekir. Tebligatın hangi hâllerde geçerli sayıldığı ve elektronik tebligatta sürenin ne zaman işlemeye başladığı tebligat usulü ve elektronik tebligat başlıklı yazıda anlatılmıştır. Tebligatın usulsüz olduğu düşünülüyorsa bu ayrı bir itiraz konusudur ve süre hesabından önce değerlendirilmelidir.

Kanun'un 90. maddesine göre süreler kanunda belirtilir ya da hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında hâkim, kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Kendi tayin ettiği süreleri ise haklı sebeplerle artırabilir ya da eksiltebilir. Bunun pratik anlamı şudur: kanuni bir süre için mahkemeden ek süre istemek kural olarak sonuç vermez.

Gün olarak belirlenen sürelerde ilk gün sayılmaz

Kanun'un 92. maddesinin birinci fıkrası açıktır:

Süreler gün olarak belirlenmiş ise tebliğ veya tefhim edildiği gün hesaba katılmaz ve süre son günün tatil saatinde biter.

Tebligatın yapıldığı gün sıfırıncı gündür; ertesi gün birinci gündür. Tebligatın sabah ya da akşam saatinde yapılmış olması bir şeyi değiştirmez.

Somut örnek: 10 Eylül 2026 Perşembe günü ödeme emri tebliğ edildi ve 7 günlük itiraz süresi işliyor. 11 Eylül Cuma birinci gündür. 12 ve 13 Eylül hafta sonu olmasına rağmen ikinci ve üçüncü gün olarak sayılır. Sayım 17 Eylül 2026 Perşembe günü yedinci günde tamamlanır. Son gün 17 Eylül'dür. Bu sürenin ayrıntıları ve kaçırıldığında geriye kalan yollar ödeme emrine itiraz yazısında ele alınmaktadır.

Ara günlere denk gelen hafta sonu ve resmî tatiller süreye dâhildir. Bunların sayılmaması yalnızca "iş günü" olarak belirlenen sürelere özgüdür.

Hafta, ay ve yıl olarak belirlenen süreler farklı sayılır

Bu, en sık atlanan noktadır. Hafta, ay veya yıl olarak belirlenen süreler güne çevrilerek hesaplanmaz. Kanun'un 92. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

Süre; hafta, ay veya yıl olarak belirlenmiş ise başladığı güne son hafta, ay veya yıl içindeki karşılık gelen günün tatil saatinde biter. Sürenin bittiği ayda, başladığı güne karşılık gelen bir gün yoksa, süre bu ayın son günü tatil saatinde biter.

Burada aranan şey, sayılan gün sayısı değil, takvimde karşılık gelen gündür. Gün olarak belirlenen sürelerdeki "ilk gün sayılmaz" kuralı, karşılık gelen gün yöntemi içinde zaten karşılanmış olur; iki kuralın üst üste uygulanması yanlış sonuç verir.

Somut örnek: gerekçeli karar 5 Kasım 2026 Perşembe günü tebliğ edildi ve iki haftalık istinaf süresi işliyor. Süre, iki hafta sonraki karşılık gelen günde, yani 19 Kasım 2026 Perşembe günü sona erer. Aynı süreyi "ertesi günden itibaren 14 gün" diye saymak 20 Kasım sonucunu verir ve bir gün geç kalınır. Kanun yollarına başvuru süreleri ve işleyişi istinaf ve temyiz yazısında ayrıca ele alınmıştır.

Ay hesabında karşılık gelen gün her zaman bulunmaz. 31 Ocak 2026 tarihinde başlayan bir aylık sürede Şubat ayının 31'i yoktur; süre, ayın son günü olan 28 Şubat 2026 tarihinde biter. Bu tarih Cumartesi gününe denk geldiği için aşağıdaki tatil kuralı devreye girer ve son gün 2 Mart 2026 Pazartesi olur. Aynı mantık 31 Mart, 31 Mayıs ve 31 Ağustos gibi tarihlerde başlayan aylık süreler için de geçerlidir.

Yıl olarak belirlenen sürelerde de aynı yöntem işler. 12 Mart 2026 tarihinde başlayan bir yıllık süre 12 Mart 2027 tarihinde biter. Şubat ayının 29'unda başlayan bir yıllık süre, artık yıl olmayan takip eden yılda 28 Şubat'ta sona erer.

İş günü olarak belirlenen sürelerde tatiller sayılmaz

Bazı hükümlerde süre "gün" değil, "iş günü" olarak belirlenir. Bu sürelerde hafta sonları ve resmî tatiller hesaba katılmaz; yalnızca çalışılan günler sayılır. Aradaki fark, kısa sürelerde günlerle ölçülen bir kayma yaratır.

Somut örnek: 6 iş günlük bir süre 14 Eylül 2026 Pazartesi günü işlemeye başlasın. 15, 16, 17 ve 18 Eylül dört iş günüdür. 19 ve 20 Eylül hafta sonu olduğu için sayılmaz. 21 Eylül beşinci, 22 Eylül 2026 Salı altıncı iş günüdür. Son gün 22 Eylül'dür. Aynı süre "6 gün" olarak belirlenmiş olsaydı 20 Eylül'de dolmuş olacaktı; iki gün fark eder.

İş hukukunda haklı nedenle derhâl fesih hakkının kullanılmasına ilişkin süre gibi kritik süreler iş günü olarak belirlenmiştir. Bu tür sürelerde takvim gününe göre yapılan bir hesap, hakkı erken düşürür.

Son gün tatile gelirse süre ilk iş gününe kayar

Kanun'un 93. maddesi iki kuralı birlikte söyler: resmî tatil günleri süreye dâhildir, ancak sürenin son günü resmî tatil gününe rastlarsa süre, tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter.

Bu kural yalnızca son gün için işler. Sürenin ortasına düşen bir bayram, süreyi uzatmaz.

Somut örnek: 22 Ekim 2026 Perşembe günü yapılan bir tebligata karşı 7 günlük süre işliyor. Sayım 29 Ekim 2026 Perşembe gününde tamamlanır, ancak bu gün Cumhuriyet Bayramıdır. Süre, tatili izleyen ilk iş günü olan 30 Ekim 2026 Cuma günü sona erer.

Hangi günlerin resmî tatil olduğu Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun'da sayılmıştır. Dinî bayramların tarihleri her yıl değiştiği ve bazı yıllarda idari izinle köprü günleri eklendiği için, süresi bayram dönemine denk gelen dosyalarda takvimin ayrıca kontrol edilmesi gerekir. Bu kaymaları elle izlemek yerine süre hesaplayıcımızı kullanabilirsiniz: başlangıç tarihini ve süre türünü seçtiğinizde hafta sonu, resmî tatil ve adli tatil kaymalarını hesaba katarak son günü verir; dosyanın adli tatile tabi olup olmadığını da işaretleyebilirsiniz.

Adli tatil her dosyanın süresini uzatmaz

Kanun'un 102. maddesine göre adli tatil her yıl yirmi temmuzda başlar, otuz bir ağustosta sona erer; yeni adli yıl bir eylülde başlar.

Adli tatilin sürelere etkisi 104. maddede düzenlenmiştir:

Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır.

Hükümdeki iki şart gözden kaçırılmamalıdır. Uzama yalnızca adli tatile tabi olan dosyalar içindir ve yalnızca sürenin bitiminin tatile rastlaması hâlinde işler. Sürenin ortasının adli tatile denk gelmesi tek başına uzama sağlamaz.

Kanun'un 103. maddesi adli tatilde de görülecek dava ve işleri tek tek sayar. Bunların arasında ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delil tespiti gibi geçici hukuki koruma talepleri, her çeşit nafaka davaları ile soybağı, velayet ve vesayete ilişkin dava ve işler, nüfus kayıtlarının düzeltilmesi, hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar, iflas ve konkordato işleri, çekişmesiz yargı işleri ve kanunlarda ivedi olduğu belirtilen dava ve işler yer alır. Bu dosyalarda süre uzamaz. Aynı madde, adli tatilde tebligat yapılmasına ve dava, istinaf ve temyiz dilekçelerinin alınmasına da izin verir; yani adli tatilde evrak işleyişi durmaz.

Aynı tebliğ tarihinin iki farklı sonuç verdiğini gösteren bir örnek: gerekçeli karar 15 Ağustos 2026 tarihinde tebliğ edildi ve iki haftalık istinaf süresi işliyor. Karşılık gelen gün 29 Ağustos 2026 Cumartesidir.

  • Dosya adli tatile tabi ise süre, adli tatilin bittiği 31 Ağustos'tan itibaren bir hafta uzar ve 7 Eylül 2026 Pazartesi günü sona erer.
  • Dosya, işçinin iş sözleşmesine dayanarak açtığı bir dava gibi adli tatilde de görülen işlerdense uzama söz konusu olmaz. 29 Ağustos Cumartesi gününe denk gelen son gün, ilk iş günü olan 31 Ağustos 2026 Pazartesiye kayar.

Aradaki fark bir haftadır ve tamamen dosyanın niteliğine bağlıdır. Bu nedenle adli tatilde "nasılsa süre uzar" varsayımıyla beklemek riskli bir tercihtir. İşçinin iş sözleşmesine dayanarak açtığı davalardaki kısa süreler, bu ayrımın en sık gündeme geldiği yerdir.

Son gün saat kaçta biter

Uygulamada en çok hak kaybı yaratan ayrım budur. Kanun, sürenin "son günün tatil saatinde" ve "çalışma saati sonunda" biteceğini söyler. Ancak elektronik ortam için ayrı bir hüküm getirilmiştir. Kanun'un elektronik işlemleri düzenleyen 445. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter.

Bunun pratik karşılığı ikili bir tablodur:

  • Elden ya da posta yoluyla yapılacak işlemlerde gün, adliyenin mesai bitimiyle kapanır. Uygulamada bu saat genellikle 17.30'dur.
  • UYAP üzerinden güvenli elektronik imzayla yapılan işlemlerde gün sonuna, yani 23.59'a kadar işlem yapılabilir.

Son günü akşam saatlerinde fark eden bir kişi için bu ayrım, hakkın kullanılabilmesi ile kaybedilmesi arasındaki farktır. Buna karşılık iki uyarı gerekir. Birincisi, elektronik imzayla işlem yapabilmek için geçerli bir e-imza ve UYAP erişimi gerekir; vatandaşın e-Devlet üzerinden yapabildiği işlemler sınırlıdır ve dosyayı görüntüleyebilmek, o dosyaya dilekçe sunabilmek anlamına gelmez. İkincisi, posta yoluyla gönderimde dilekçenin postaya verildiği tarihin mi yoksa mahkemeye ulaştığı tarihin mi esas alınacağı işlemin türüne göre değişir; bu nedenle son güne bırakılan işlemlerde posta güvenli bir yol değildir.

İcra takiplerinde ve idari yargıda kurallar biraz farklıdır

İcra ve iflas takiplerinde süre hesabı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 19. maddesine göre yapılır. Sonuçlar büyük ölçüde aynıdır: gün olarak belirlenen sürelerde ilk gün hesaba katılmaz; ay veya sene olarak belirlenen süreler biteceği ay ya da senenin aynı gününde biter, o ayda böyle bir gün yoksa ayın son gününde sona erer; hafta olarak belirlenen süre başladığı güne son hafta içinde karşılık gelen günde biter. Sürenin son günü resmî tatile rastlarsa süre tatili takip eden günde biter ve süre son günün tatil saatinde bitmiş sayılır.

İki nokta ayrıca önemlidir. Birincisi, aynı Kanun'un 20. maddesine göre bu Kanun'un öngördüğü süreleri değiştiren sözleşmeler hükümsüzdür; taraflar itiraz süresini anlaşarak uzatamaz. İkincisi, icra daireleri adli tatilde çalışmaya devam eder. İcra takiplerindeki sürelerin adli tatilde kendiliğinden uzayacağı varsayımıyla beklemek doğru değildir.

İdari yargıda ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 8. maddesi uygulanır. Bu maddeye göre süreler tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar. Tatil günleri sürelere dâhildir; sürenin son günü tatil gününe rastlarsa süre, tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar. İdari yargıda adli tatilin karşılığı çalışmaya ara vermedir ve aynı Kanun'un 61. maddesine göre bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verir. Bu Kanun'da yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır.

Görüldüğü gibi uzatmanın ölçüsü ve başlangıcı iki kanunda farklı ifade edilmiştir. Bir idari para cezasına ya da idari işleme karşı dava açarken adli yargıdaki alışkanlıkla hesap yapılması hataya açıktır.

Süre kaçırılırsa ne olur

Kanun'un 94. maddesine göre kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim de tayin ettiği bir sürenin kesin olduğuna karar verebilir; bu takdirde süreye uyulmamasının sonuçlarını açıkça ihtar etmesi gerekir. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi kaçıran taraf yeniden süre isteyebilir, ancak bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilmez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi süresinde yapmayan tarafın o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.

Sınırlı bir imkân olarak eski hâle getirme kurumu vardır. Elde olmayan sebeplerle süreyi kaçıran kişi, işlemin süresinde yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde eski hâle getirme talebinde bulunabilir. Süresinde yapılamayan işlemin de bu süre içinde yapılması zorunludur. Aynı sonuca başka bir hukuki yoldan ulaşılabiliyorsa bu talepte bulunulamaz. Talep dilekçeyle yapılır ve dilekçede talebin dayandığı sebeplerle bunların delilleri gösterilir.

Talebin kabulü mahkemenin takdirindedir. İş yoğunluğu, unutma ya da tatilde olma gibi gerekçelerin kabul görmesi beklenmemelidir; kurum, gerçekten elde olmayan engeller için öngörülmüştür.

Hesap yapmadan önce cevaplanması gereken sorular

  • Tebliğ tarihi tam olarak hangi gündür ve tebligat usulüne uygun mudur?
  • Süre gün olarak mı, iş günü olarak mı, hafta, ay ya da yıl olarak mı belirlenmiştir?
  • Hesap hangi kanuna göre yapılacaktır: Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ya da İdari Yargılama Usulü Kanunu?
  • Son gün hafta sonuna ya da resmî tatile denk geliyor mu?
  • Dosya adli tatile tabi mi, yoksa adli tatilde de görülen işlerden mi?
  • İşlem elden mi yapılacak, UYAP üzerinden mi? Bu, son günün 17.30'da mı yoksa 23.59'da mı kapanacağını belirler.

Sık yapılan hatalar

  • Tebliğ gününü birinci gün sayarak bir gün erken bitirmek ya da hafta ve ay sürelerinde hem "ertesi gün" hem "karşılık gelen gün" kuralını üst üste uygulayarak bir gün geç kalmak.
  • Hafta ve ay sürelerini güne çevirmek. İki hafta her zaman 14 gün gibi görünse de sayım yöntemi farklıdır ve sonuç kayabilir.
  • Ara günlere düşen hafta sonu ve bayramları düşmek. Bunlar süreye dâhildir; yalnızca son gün kayar.
  • "İş günü" ile "gün" ifadelerini aynı saymak.
  • Adli tatilin bütün dosyalarda süreyi uzattığını varsaymak. İşçinin açtığı dava, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz gibi işlerde uzama yoktur.
  • Elden verilecek bir dilekçeyi son gün mesai bitiminden sonra yetiştirmeye çalışmak. 23.59 kuralı yalnızca elektronik ortamda yapılan işlemler içindir.
  • Süreyi son güne bırakmak. Sistem arızası, e-imza sorunu ya da eksik harç, telafisi olmayan bir gecikmeye dönüşebilir.

Süre hesabında tereddüt varsa doğru tutum, en kısa ihtimale göre davranmak ve işlemi erken yapmaktır. Somut dosyanızda hangi sürenin uygulanacağı ve hesabın nasıl yapılacağı, tebligat evrakının ve dosya içeriğinin incelenmesini gerektirir.